tövbe etmek güzel sözler, aşk sözleri, dini güzel sözler







      Diğer Sitelerimiz

25000 Veciz Söz

#114

Müminlerin emiri Hz. Ömer (r.a.): ‘’Nefsin arzularına gem vurun. Çünkü nefsani arzular, insanı şerrin en kötüsüne götüren bir kılavuzdur. Hakikat nefse ağır ve acı, yanlış olan ise hafif ve hoş gelir. Ayrıca günahları terk etmek, işlenen günahlara tövbe etmekten daha kolaydır.’’ diye buyurmuştur.

 

#209

Salih zatlardan biri bir topluluğun yanına uğradı. Baktı ki bir doktor, oradakilere bazı hastalıkları ve tedavi yollarını anlatıyor. Salih zat doktora sordu:

Bedenleri tedavi ediyorsun, peki ya hasta kalpleri de tedavi edebilir misin?

Doktor:

Evet! Ama bana kalbinin hastalığını söylemelisin, dedi. Salih zat şöyle dedi:

Günahlar kalbimi kararttı. Bu yüzden kalbim katılaştı. Bunun bir ilacı var mı?

Doktor şöyle dedi:

Böyle bir kalbin ilacı gece gündüz yüce Allah’a yalvarıp yakarmak, dua ve istiğfar etmek, hiç vakit kaybetmeden Aziz ve Gaffar olan Allah’a itaat ve ibadet etmeye yönelmek, tövbe edip af dilemektir. İşte bunlar hasta kalplerin ilacıdır. Şifa, gaybı bilen Allah-ü Teâlâ’dandır.

Salih zat bu sözler üzerine şöyle dedi:

Sen ne iyi doktorsun! Kalbimin ilacını doğru tespit ettin, deyince doktor:

Doğrusu bu, tövbe edenin, samimiyetle hatalarından dönenin ilacı ancak budur. Tövbeleri kabul eden Allah’a yönelmektir, dedi.

#389

Hayrabolu’da yaşayan büyük velilerden Ahmet Sarban Hz.lerinin sevdiklerinden biri hastalandı bir gün. Bu zat ziyaretine gitti bu kişinin.

-Geçmiş olsun kardeşim. Allah şifa versin!

-Teşekkür ederim hocam.

Sonra sohbete başladılar. Bir ara buyurdu ki:

-Bu hastalık bir şey değil. Asıl hastalık kalpte olandır.

-Kalpte olan mı?

-Evet. Kalbin hastalığı yanında bunlar hastalık bile sayılmaz.

-Kalpteki hastalık nedir ki hocam?

-Küfür’dür.

-Allah’ı inkâr mı yani?

-Evet, bunun tedavisi cehennemde sonsuza dek yanmaktır.

“Pişman olacaklar!”

-Hocam, imansızlar cehenneme girince çok pişman olacaklar, değil mi?

-Hem de nasıl. Hele hayvanların toprak olduğunu görünce,

-“Aaah! Keşke bizde toprak olsaydık” diye çok hayıflanacaklar. Ama…

-Ama faydası yok değil mi hocam?

-Evet. Onlar, küfürlerinin cezası olarak sonsuza dek cehennemde  yanacaklar. Hâlbuki Müslüman’ın hastalığında şifa vardır.

-Anlayamadım hocam!

-Hastalığa şifa vardır, diyorum.

-Nasıl yani?

-Şöyle ki, Müslüman’ın hastalığı, günahlarını temizler. Aklını başına getirir. Sonra ölümü hatırlatır ona.

-Ayrıca günahlarına tövbe etmesine vesile olur.

-Değil mi? Yakınlarıyla helalleşir. Bütün bunlar, kalbin uyanmasını sağlar. Bu da şifadır işte.

-Çok doğru hocam. Şimdi iyi anladım.

#527

İnsan günah ve isyana devam ettikçe Rabbi ile arasındaki perdeler kalınlaşır, kesafet peyda eder. Bir insan, işlediği günahlara tövbe ederek mahcubiyetini sürûra ve huzura çevirmediği takdirde, nefs-i emmaresinin hükmetmesiyle kalbinde iman nûru yerine gurur, riyâ, şehvet ve en nihayetinde inkâr yerleşir. Bu hal ise onun basiretinin kör olmasına ve netice olarak kalbinin mühürlenmesine yol açar.

#600

Şakik-i Belhi’ye:

İnsanları hangi şey helak eder? diye sorulmuştu. Cevaben;

İnsanları iki şey helak eder: Biri, tövbe ederim diyerek günah işlemeleri, diğeri de, ileride tövbe ederim diye tövbeyi geciktirmeleri…

#609

Tövbe etmezsek günahlarımızın kaydedildiği kat’i; ibadetlerimizin ise kabul edildiği şüphelidir.

#937

Hak Teâlâ’ya ve onun Resulü’ne asi olanlar bir an önce tövbe edip, Hak dinin yolunu tutsunlar, aksi halde Allah’ın kahrını, gazabını beklesinler.

#973

Ekber Şah bir şölen düzenlemiş ve her dinden insanlar bu şölene çağrılmıştı. Yeni uydurulan "Din-i İlahi" mensuplarına gayet süslü çadırlar ayrılmış, çeşitli yiyecek ve içeceklerle ağırlanmışlardır. Müslümanlar için ise paçavraya dönmüş eski çadırlar ve kuru ekmek uygun görülmüştü. Bu uygulama güya İslam'ın eskidiğini göstermek içindi.

Tören başlayınca, İmam-ı Rabbanî (k.s.) Hazretleri, müslümanların bulunduğu bölümü çizgi içine alıp, bir toprak parçasını Ekber Şah'ın bulunduğu tarafa doğru fırlattı. Birdendire çok şiddeti bir fırtına çıktı ve Ekber Şah'ın saray çadırlarında başlayan panik, birkaç kişinin ölümüne ve çok sayıda kişinin yaralanmasına sebep oldu.

Aynı anda müslümanların bulunduğu çadırlara sükûnet hâkimdi. Bu durumu gören Ekber Şah'ın adamlarından çoğu tevbe ederek İmam-ı Rabbanî Hazretleri'ne mürit oldular. 

#1187

Günahlara tövbe etmeyi geciktirmek, Allah-ü Teâlâ’ya karşı mağrur olmak, kibirli olmaktır.
 

#1205

Bir günah ne kadar küçük olsa bile onu bir şey sanmayıp, ne olur bundan dense, o ufacık günah dağlar kadar büyür. En büyük günah da, bir daha işlememek üzere nâdim ve pişman olarak tövbe edilirse ve istiğfar edilerek ağlanırsa; "Günahına tövbe eden, günahı olmayan kimse gibidir." hâdis-i şerifi gereğince Cenâb-ı Allah onun günahını affeder."

#1213

Uzun emele dalan bir kul, üzerindeki kul borçlarını unutur ve tövbe etmeyi sonraya bırakır. Siz böyle yapmayınız.
 

#1235

Hasan-ı Basri Hazretlerine 90 yaşında bir ihtiyar gelir, ben tövbe edip doğru yola girmek istiyorum der, O mübarek zat da latife yapmak ister; “Beybaba, biraz geç olmadı mı?” der. İhtiyar; “Neresi geç ki, ölmeden geldim ya” der. O zaman Hasan-ı Basri hazretleri; “Doğru söyledin efendim, ölmeden önce gelen, zamanında gelmiş olur” der.

#1237

Mevlana Halid-i Hazretleri Bağdat'tan atıyla Şam'a gider. Şam’da iki kişi Mevlana hazretlerini, "Bu bizim atımızdır, bunu bu şahıs çalmış" diyerek kadıya şikâyet eder. Mevlana Halid-i Bağdadi hazretleri, "Ben bu atı benim ahırımdan aldım binip geldim. Bu iki müslüman yalan söylemez. Allah-ü Teâlâ her şeye kâdirdir. Bunların atını benim ahırıma koymuş olabilir. Ben de bu ata binip geldiğime göre bunların hakları geçmiştir, ücreti ne ise ödeyeyim” buyurur. 
Bu iki kişi, Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretlerinin büyük bir zat olduğunu anlamaları üzerine, "Aman biz ne yaptık? Biz yalan söyledik, tövbe ettik, bu at bizim değil" diyerek özür dilerler.

#1250

Bir zamanlar valilik yapan birisinin çok güzel bir bahçesi vardı. Rengârenk çiçeklerle donatılmış, tam bir zevk ve sefa yeriydi. Bir gün vali, bu bahçeye geldi. Orada bahçıvanın hanımını gördü. Kadın çok güzeldi. Vali, bir bahane ile kadının kocası olan bahçıvanı, bir iş için dışarıya gönderdi. Kadına da dedi ki:
Bahçenin kapılarını kapat. Hiçbir kapı açık kalmasın!
Kadın, akıllı ve namuslu idi. Valinin kendisine kötü niyet taşıdığını anladı. Gidip bir ağacın arkasına saklandı ve biraz sonra gelip dedi ki:
Kapıları kapattım. Yalnız bir tanesi kaldı. Onu kapatmaya gücüm yetmiyor. Ne kadar uğraşsam da kapatamıyorum.
O, hangi kapıdır?
Bu kapı, Allah-ü Teâlâ’nın bizi gözetlediği kapıdır.
Vali, bu sözü duyunca, pişman olup tövbe etti. Kendisini ilme ve ibadete verdi. Allah-ü Teâlâ’nın sevgili kullarından biri oldu.

#1298

Meşhur âlimlerimizden İmam Nevevi, Riyazü’s Salihîn adlı hadis derlemesinde tövbe için şunları söyler:

“Âlimler, günahın her çeşidinden tövbe etmek gerekir” demişlerdir. Eğer günah, kul ile Allah arasında olup kul haklarıyla ilgili değilse, bu günahtan tövbenin üç şartı vardır:

Birincisi, günahtan tamamen uzaklaşmak.

 İkincisi, günahı işlediğine pişmanlık duymak

Üçüncüsü de, bir daha tövbesinden dönmemeye kesin karar vermektir.

Bu üç şarttan biri bulunmazsa kişinin tövbesi sahih olmaz. Eğer günah kul hakkı ile ilgili olursa, ilk üç şartla birlikte, hak sahibinden helallik almak da gerekir. Eğer bu hak, mal ve benzeri bir şey ise sahibine geri verilir.

#1306

Büyük veli Ebu Osman Mağribi tövbe edip tasavvuf yoluna girme sebebini şöyle anlatır:

“Bir atım ve köpeğim vardı. Her gün avlanmak için Cezayir şehrine giderdim. Bir de ahşap bir kabım vardı, onunla da süt içerdim. Yine bir gün bu kapla süt içecekken köpeğim havlayarak üzerime geldi, sütü içmeme engel oldu. Sürekli havlıyordu. Tekrar içmek istediğimde yine engel oldu. Üçüncü defa denediğimde yine mani oldu ve sütü kendi içti. Az sonra hayvan şişmeye başladı ve çok geçmeden öldü.

Sonradan, o sütten bir yılanın içtiğini gördüğü için köpeğimin bana mani olduğunu, benim için kendisini feda ettiğini anladım. Bir köpeğin bile sahibine böyle sadakat göstermesi beni sarstı. Yüzümü sahibime dönmem gerektiğini anladım, tövbe edip tasavvuf yoluna girdim.”

#1433

Muhammed Mervezi r.a. şöyle der:

“Şeytan, işlediği şu beş şeyden dolayı bedbaht olmuştur:

Günahını itiraf etmedi.

İşlediği günaha pişman olmadı.

Kendini kınamadı, ayıplamadı.

Hemen tevbeye yönelmedi.

Allah Teâlâ’nın rahmetinden ümidini kesti.

Âdem a.s. ise şu beş özelliğinden dolayı saadet ehlinden oldu.

Günahını itiraf etti.

Yaptığı hatadan dolayı pişmanlık duydu.

Nefsini kınayıp, ayıpladı.

Vakit kaybetmeden hemen Allah Teâlâ’ya tevbe etti.

Allah Teâlâ’nın rahmetinden ümidini kesmedi.

#1529

Meşhur velî İbrahim b. Ethem k.s. otururken adamın birisi gelerek:

Ey şeyh! Ben kendime zulmetmiş bulunuyorum. Bana bir iki nasihat et de onları kendime rehber edineyim, der.

İbrahim b. Ethem k.s. ona şu cevabı verir:

Eğer şu altı öğüdü kabul edersen, bir daha zarar ziyan görmezsin.

Birincisi: Allah Teâlâ’ya karşı asi olmak ya da günah işlemek istediğin vakit, artık O’nun rızkını yeme.

Adam: Âlemde her ne varsa O’nun rızkı. Peki, ben rızkımı nerden temin edeceğim, diye sordu. İbrahim b. Ethem k.s. dedi ki:

Peki, O’nun rızkını yiyip kendisine asi olman hiç yakışık alır mı?

İkincisi: Asi ve günahkâr olmak istediğinde Hak Teâlâ’nın mülkünün dışına çık.

Adam: Bu dediğinizi yerine getirmek çok daha zor. Doğu ve batı, her yer O’nun mülkü olduğuna göre ben nereye gidebilirim ki, diye sorunca Hazret dedi ki:

Peki, mülkünde ikamet edip O’na asi olman hiç yakışık alır mı?

Üçüncüsü: Asi ve günahkâr olmak istediğinde, öyle bir yerde ol ki Hak Teâlâ seni görmesin.

Adam: O bütün sırları bilirken, her şeyi görürken bu nasıl mümkün olur, diye sorunca Hazret dedi ki:

O’nun rızkını ye, mülkünde ikamet et, O her şeyi bilip gördüğü halde sonra da utanmayıp O’na asi ol! Bu hiç yakışık alır mı?

Dördüncüsü: Canını almak için ölüm meleği geldiği vakit ona, “Tevbe etmem için bana mühlet ver” de.

Adam: Ölüm meleği bu isteğimi kabul etmez ki, deyince Hazret dedi ki:

Ölüm meleğini kendinden bir an bile uzaklaştırma gücüne sahip olmadığına göre, o sana gelmeden evvel tevbe etme imkânını kullan, hemen günahlarına tevbe et.

Beşincisi: Kabirde Münker ve Nekir melekleri sorgulamak için geldikleri vakit onları kendinden uzaklaştır.

Adam: İşte buna hiç gücüm yetmez, deyince Hazret şu cevabı verdi:

O halde onlara vereceğin cevabı şimdiden hazırla.

Altıncısı: Yarın kıyamet günü, “Günahkârları cehenneme atın!” diye ferman geldiği vakit seni de götürürlerse sakın gitme!

Adam: Meleklere karşı gelmem ne mümkün! Söylediklerin çok doğru, deyip tevbe istiğfar eder, halini düzeltir.

 

#1621

Tasavvufi hayatın en kıymetli nimeti müminlerin günahlarından tövbe etmesidir. Tövbe, ibadetlerin en efdali, mükemmellik kapısının nurlu anahtarı, ilahi rızaya ulaşmanın en parlak ve latif yoludur.

#1625

Tövbe, nefsi kötülüklerden arındırıp güzelleştirmektir.

#1713

İnsanın suçu kendi nefsinden bilmesi kulluk edebindendir. Yeter ki tevbe edip af dilemeyi bilsin. Suçu Allah’a isnat eden affa layık olamaz, rahmete kavuşamaz. Hz. Âdem a.s. ile İblis’in durumları bunun en güzel misalidir. Her ikisi de günah işlediler. Hz. Âdem a.s. cennetten uzak düştü, hasret çekti. Fakat af diledi, Allah’ın mağfiretine mazhar oldu. İblis ise isyanına devam etti, suçu Allah’a yüklemeye kalkıştı. Böylece hatayı kendisinin yaptığını kabul etmedi. Sonuçta rahmete layık görülmedi ve kovuldu.







Etiketler