Bayezid-i Bistami güzel sözler, aşk sözleri, dini güzel sözler







      Diğer Sitelerimiz

25000 Veciz Söz

#833

Bayezid-i Bistami çocukken bir gün cami avlusunda oynuyordu. Oradan geçmekte olan Şakîk-i Belhî kendisini görüp; 

Bu çocuk büyüyünce zamanının en büyük velisi olacak, buyurdu. 

Yine bir gün hâdis âlimlerinden bir zat onu görünce çok hoşuna gitti. Zekâ ve anlayışını ölçmek için sordu: 

Güzel çocuk, namaz kılmasını güzelce biliyor musun? 

Bayezid-i Bistami de ona; 

Evet Allah (c.c) dilerse becerebiliyorum, cevabını verince; 

Nasıl? diye sordu. 

Bayezid-i Bistami de; 

Buyur ya Rabbi! Emrini yerine getirmek üzere tekbir alıyor, Kur'ân-ı Kerimi tane tane okuyor, tazim ile rükûya varıyor, tevazu ile secde ediyor, vedalaşarak selâm veriyorum, deyince, o zat hayran kalarak;

Ey sevgili ve zeki çocuk! Sende bu fazilet ve derin anlayış varken, insanların gelip başını okşamalarına niçin izin veriyorsun?" diye sordu. 

Bayezid-i Bistami de; 

Onlar beni değil, Allahü Teâlânın beni süslediği o güzelliği mesh ediyorlar. Bana ait olmayan bir şeye dokunmalarına nasıl engel olabilirim? cevâbını verdi.

 

 

#1107

Soğuk ve dondurucu bir kış gecesi idi. Annesi yattığı yerden oğluna seslenip su istedi. Bayezid-i Bistami hemen fırlayıp su testisini almaya gitti. Fakat testide su kalmamış olduğundan çeşmeye gidip, testiyi doldurdu. Buzlarla kaplı testi ile annesinin başına geldiğinde, annesinin tekrar uykuya dalmış olduğunu gördü. Uyandırmaya kıyamadı. O halde bekledi. Nihayet annesi uyandı ve su, su! diye mırıldandı.Bâyezîd elinde testi bekliyordu. Şiddetli soğuk tesiri ile eli donmuş, parmakları testiye yapışmış idi. Bu hâli gören annesi;

Yavrum, testiyi niçin yere koymuyorsun da elinde bekletiyorsun? dedi.
Bayezid-i Bistami;
Anneciğim uyandığınız zaman, suyu hemen verebilmek için testi elimde bekliyorum, dedi.
Bunun üzerine annesi;
Yâ Rabbî! Ben oğlumdan râzıyım. Sen de râzı ol! diye cân-u gönülden duâ etti.
Belki de annesinin bu duâsı sebebiyle, Allah’ü Teâlâ ona evliyâlığın çok yüksek mertebelerine kavuşmayı ihsân etti.
 

 

 

 

#1108

Bayezid-i Bistami gençlik yıllarında yaptığı bazı ibadetlerden zevk alamıyordu. Bu durumu zaman zaman annesine anlatırdı ve yetişmesinde, terbiye edilmesinde bir kusur bulunup bulunmadığını sorardı ve;
Anneciğim; beni emzirdiğin zaman, benim yüzümden haramdan bir şey aldın mı? İçimde beni Rabbimden alıkoyan bir şey hissediyorum. Fakat neden olduğunu bilmiyorum, derdi.
Annesi uzun bir müddet düşündükten sonra;
Evlâdım tek şey hatırlıyorum. Sen daha küçüktün. Komşulara oturmaya gitmiştim. Kucağımda iken ağlamaya başladın. Bir türlü susturamadım. Seni susturmak için ocağın üstünde pişmekte olan tarhanaya komşudan izin almaksızın parmağımı batırıp ağzına koydum, dedi.
Bunun üzerine annesinden, o komşuya gidip helallik dilemesini istedi. Annesi helallik diledikten sonra yaptığı ibadetlerden zevk almaya başladı.

#1109

Bayezid-i Bistami hocalarından birinin huzurunda bulunuyordu. Hocası; "Şu raftaki kitabı getir." dedi. Bâyezîd; "Hangi raftaki kitabı istiyorsunuz efendim?" dedi. Hocası; "Bunca zamandır buraya gelip gidiyorsun. Dershanede oturduğun yerin üstündeki rafı diyorum." deyince, Bayezid-i Bistami; "Efendim, mübarek sohbetinizi dinlemekteki dikkat ve edebe riayetten dolayı, şu âna kadar başımı kaldırıp etrafa bakmış değilim." diye cevap verdi. Hocası bu söz karşısında "Mademki durum böyledir. Senin işin tamamdır. Şimdi artık Bistam'a dönebilirsin ve bizden öğrendiklerini başkalarına öğretebilirsin." buyurdu.

#1110

 

Bayezid-i Bistami’ye; "Mürşidin, yol göstericin kimdir?" diye sordular. O da; "Bir kadın." dedi. "Bu nasıl olur?" dediler. Cevâbında şöyle buyurdu:

-"Bir gün Allah-ü Teâlâ’nın sevgisi ile, kendimden geçmiş olarak yolda yürüyordum. Bir kadın gördüm. Elinde bulunan bir çuval unu, taşımam için bana ricada bulundu. Gücüm yetmez diye düşündüm. Orada kafes içinde bulunan bir aslana işaret ettim. Kafes açılıp, aslan geldi. Un çuvalını yükledim. Fakat açıktan keramet göstermiş olduğum için de çok korktum ve mahcûb oldum. Kadının beni tanıyıp tanımadığını öğrenmek için; "Pazara varınca kimi gördüm diyeceksin?" dedim.

Kadın; "Zalim Bâyezîd'i gördüm diyeceğim." dedi.

Ben hayretle; "Neden?" diye sordum.

Kadın şöyle cevap verdi: "Allahü Teâlâ, bu aslanı yük taşımak için yaratmadığı hâlde, sen niçin yük yükledin? Bu zulüm değil de nedir? Bunu, insanlar sana keramet sahibi desinler diye yapmış isen çok fena." dedi. Bunun üzerine çok ağlayıp istiğfâr ettim. Bundan sonra benden fevkalâde bir hâl meydana gelse, "Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah, Nûh Neciyullah, İbrâhim Halîlullah, Mûsâ Kelîmullah, Îsâ Rûhullah" yazısını veya bir nûr görüyorum. Böylece, benden meydana gelen hâllerin doğru olduklarının, Allah-ü Teâlâ tarafından tasdik olunduğunu anlıyorum."

#1111

Bayezid-i Bistami, Allah-ü Teâlâ’nın aşkı ile öyle bir hâlde idi ki, O'ndan başka hiçbir şeyi hatırlamazdı. Yirmi yıl yanında bulunan ve hiç ayrılmayan talebesine her çağırdığında; "Yavrum ismin nedir?" diye sorardı. Bir defasında, o talebe dedi ki; "Efendim. Yirmi yıldır hiç ayrılmadan, hizmetinizde bulunmakla şerefleniyorum. Lâkin her defasında ismimi sormanızın hikmetini anlayamadım." Bâyezîd-i Bistamî; "Evlâdım, kusura bakma. Her defasında ismini soruyorum. Allah-ü Teâlâ’nın muhabbeti kalbime gelince, beni öyle bir hâl kaplıyor ki, O'ndan başka her şeyi unutuyorum. Senin ismini de hatırımda tutmaya çalışıyorum, fakat böyle hâl olunca unutuyorum. Sen hiç üzülme." buyurup talebesinin gönlünü aldı.

#1112

Bir gün yakınları Bayezid-i Bistami’ye; "Efendim, filan yerde büyük bir zât var. Fazîlet ve kerâmet sâhibi bir velîdir." dediler ve daha başka sözlerle o zâtı çok medh ettiler. Bunun üzerine Bayezid-i Bistami; "Madem öyledir. O halde o büyük zâtı ziyârete gitmemiz lâzım oldu." buyurdular. Talebelerinden bazıları ile birlikte onun bulunduğu yere geldiler. Bayezid-i Bistami bildirilen zâtın, mescide gitmekte olduğunu ve kıbleye karşı tükürdüğünü gördü. Görüşmekten vazgeçip derhal geri döndü. Sonra o kimse hakkında şöyle buyurdu: "Dinîn hükümlerini yerine getirmekte, sünnet-i seniyyeye uymakta ve edebe riayette zayıf birisine, nasıl olur da keramet sahibi denilir. Böyle bir kimsenin, Allah-ü Teâlâ’nın evliyâsından olması mümkün değildir." buyurdu.

#1113

 

Bayezid-i Bistami'ye; "Bu yüksek makamlara nasıl kavuştunuz?" diye sordular. Cevabında şöyle anlattı: "Bir gece herkesin uyuduğu bir sırada, Bistâm'dan çıktım. Ay her tarafı aydınlatıyordu. Giderken anîden karşımda çok heybetli bir makam gördüm. On sekiz bin âlem onun heybeti yanında bir zerre gibi kalıyordu. Aklım başımdan gitti. Beni fevkalâde bir hâl kapladı. O halde iken; "Yâ Rabbî! Bu kadar büyük, bu kadar güzel bir dergâh acaba niçin böyle boş?" dedim. Hemen; "Bu dergâhın boşluğu, kimse gelmediği için değil, belki gelenlerin lâyık olmadığı ve uygunsuzluğu sebebiyle gelenleri bizim kabul etmeyişimizdendir." diyen bir ses duydum. Bir an, herkesin bu huzura kavuşması için şefaatçi olayım diye kalbime geldi. Fakat, bu şefâat makâmının Sultân-ül-Enbiyâ Muhammed Mustafâ efendimize mahsus olduğunu hatırlayıp, benim öyle düşünmemin, bu şefâat makâmına karşı edebe riâyetsizlik olacağını anlayıp, o düşüncemden vazgeçtim. Bir ses duydum ki; "Ey Bâyezîd, Sultân-ül-Enbiyâ'ya olan muhabbetin ve edebe riâyetin sebebiyle, biz de senin edeb ve mertebeni yükseltiyoruz. Kıyamete kadar, Sultân-ül-Ârifîn, diye anılırsın buyuruyordu."

#1114

Bayezid-i Bistami bir defasında şöyle anlattı: Bizim ruhumuzu, semalara götürdüler. Cennet'i, Cehennem'i gösterdiler. Hiçbir şeye bakmadım. Hep Allah-ü Teâlâ’yı düşünüyordum. Nice makamlardan geçirdiler. Nihayet ezeliyyet ağacını gördüm. Sonra; "Yâ Rabbî! Sana gelebilmem için beni benliğimden kurtar." diye yalvardım. Bana bildirildi ki:"Ey Bâyezîd! Benliğinden kurtulup bana yaklaşman, Sevgili Peygamberime tâbi olmana bağlıdır. O'nun ayağının tozunu, gözüne sürme yap. O'nun bildirdiği hükümlere uymaya devam et. (Tasavvuf ehli arasında bu menkıbeye Bâyezîd'in miracı denir.)

#1115

 

Sultân-ül-Ârifîn Bayezid-i Bistami'yi bir gece uyku bastırıp, sabah namazına uyanamadı. Namazını kazâ edip o kadar ağlayıp inledi ki, bir ses işitti. "Ey Bâyezîd, bu günahını affeyledim. Bu pişmanlık ve ağlamana da, ayrıca yetmiş bin namaz sevabı ihsan eyledim." diyordu. Aradan birkaç ay geçtikten sonra onu, yine uyku bastırdı. Şeytan gelip, Bâyezîd'i Bistâmî'nin mübârek ayağından tutarak uyandırdı ve; "Kalk namazın geçmek üzeredir." dedi. Bayezid-i Bistami, Şeytan'a; "Ey mel'ûn! Sen hiç böyle yapmazdın. Herkesin namazının geçmesini, kazâya kalmasını isterdin. Şimdi nasıl oldu da beni uyandırdın?" buyurunca, Şeytan şu cevabı verdi: "Birkaç ay önce sabah namazını kaçırdığında, pişmanlığın ve üzüntün sebebiyle çok ağlayıp inlediğin için ayrıca yetmiş bin namaz sevabı almıştın. Bu gün, onu düşünerek, sadece vaktin namazının sevabına kavuşasın da, yetmiş bin namaz sevabına kavuşmayasın diye seni uyandırdım." dedi.

#1116

Bayezid-i Bistami’nin yaşadığı zamanda binlerce veli vardı. Hepsi de ibadet, riyazet, keşif ve keramet sahibi idi. Fakat asrın kutupluğu, ümmî bir demircinin üzerinde idi. O bu işin sır ve hikmetine karşı hayretler içindeydi. Çoluk çocuğunun nafakası için geceli gündüzlü örs başından ayrılmayan demirciyi görmek istedi. Bir gün dükkânına gitti. Selâm verdi. Onu görünce, çocuklar gibi sevindi. Ellerine sarıldı, uzun uzun öptü ve ondan dua rica etti. Henüz keşif âlemine girmemiş olduğu için kendi makamından habersizdi. Ondan dua isteyince dedi ki: "Ben senin ellerinden öpeyim de, sen bana dua et! Sizin duanıza muhtaç olan benim!" O ise şöyle cevap verdi: "Benim sana dua etmemle, içimdeki dert hafiflemez ki!" Bunun üzerine o da; "Derdin nedir? Söyle bir çare arayalım?" dedi. "Acaba kıyamet gününde, bunca insanın hâli ne olur? Bunu düşünmekten, buna yanmaktan başka derdim yok." dedikten sonra hüngür hüngür ağlamaya başladı. Bayezid-i Bistami'yi de ağlattı. O vakit içinden; "Bunlar nefsim, nefsim diyenlerden değil, ümmetim ümmetim diyenlerdendir." diyen bir ses duydu. Hemen içindeki hayret silindi. Kutupluk makamının bu demirciye niçin verildiğini sezdi. Anladı ki, böyleleri, sevgili Peygamber efendimizin kalbine her an bağlıdır. Onun hakikatine mazhardır. Demirciye dedi ki: "İnsanların azap çekmesinden sana ne?" Demirci de; "Bana mı ne? Benim fıtratımın mayası, şefkat suyuyla yoğrulmuştur. Cehennem ehlinin bütün azâbını bana yükleseler de, onları bağışlasalar, ben saâdete ererim ve derdimden kurtulurum." dedi.


O, namazda okunmak için, farz mikdarından fazla sûre ve âyet bilmiyordu. Bilmediklerini Bayezid-i Bistami öğretti. O da, kırk yıldır elde edemediği manevî derecelere yükseldi. İçi feyz-i ilâhî ile doldu. O vakit iyice anladı ki, kutupluk sırrı başka bir şey imiş."

#1119

Bayezid-i Bistami Hazretleri, kabristanda çok dolaşırdı. Bir gece gezerken, gece bekçisi elindeki sopayla vurdu. Bâyezîd; "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm." dedi. Bekçi birkaç kere daha vurunca sopa kırıldı. Bâyezîd hazretleri eve dönünce talebelerine sopanın fiyatını sordu. O kadar parayı bir keseye koyarak, bir miktar da tatlı ile beraber bir talebesiyle, o bekçiye gönderdi. Bir de mektup yazarak bekçiye vermesini söyledi. Mektup şöyle idi: "Muhterem Bekçi efendi, belki beni hırsız sanarak dövdün. Kabahat bendedir. Gece kabristanda gezmeseydim, dövmezdin. Sopanızın kırılmasına da sebep oldum. Gönderdiğim parayla kendine bir sopa al! Sopanın kırılma üzüntüsünün kalbinden gitmesi için de, yolladığım tatlıyı ye! Allah-ü Teâlâ’nın selâmı üzerine olsun." Genç bekçi mektubu okuyunca, gelip özür dileyerek tövbe etti. Onunla birlikte birkaç bekçi daha hak yola girdi.

#1123

Bayezid-i Bistami bir sene hacca gitmek üzere yola çıktı. Bir devesi vardı. Azığını ve eşyasını o deveye yüklemişti. Birisi kendisine; "Bu kadar uzun yol için, bu kadar yük bu deveye fazla gelmez mi?" dedi. Bayezid-i Bistami; "Acaba yükü taşıyan deve midir? Dikkat et bakalım, devenin sırtında yük var mı?" dedi. O kimse dikkatle baktığında gördü ki, yük devenin sırtından bir karış yukarıda durmaktadır. O kimse hayretini gizleyemeyip; "Sübhânallah! Ne kadar acâib bir iş." deyince, Bayezid-i Bistami; "Hâlimi sizden gizlesem, bana dil uzatıyorsunuz. Hâlimi size açık açık göstersem hayret ediyorsunuz, tâkat getiremiyorsunuz. Ben size ne yapayım bilemiyorum?" buyurdu ve yoluna devam etti. Ziyaretleri esnasında kendisine, annesinin hizmetine gitmesi bildirildi. Bistâm'a giden bir kafile ile hemen yola çıktı. Bistâm'a geldiği duyulunca bütün halk yollara dökülüp, kendisini karşıladılar. Seher vakti evlerine geldi. Annesi abdest almış şöyle duâ ediyordu:

"Yâ Rabbî! Benim garib oğlumu her kötülükten muhafaza buyur. Büyükleri kendisinden hoşnut eyle. Oğluma güzel hâller ve iyilikler ihsân buyur..." Bunun üzerine Sultan-ül-Ârifîn kapıyı çalıp izin istedi. Annesinin "Kim o?" sualine, Bayezid-i Bistami; "Senin garip oğlun." cevabını verdi. Annesi koşup kapıyı açtı ve; "Senden ayrılık hasretiyle ağlaya ağlaya saçlarıma ak düştü, belim büküldü." dedi.

#1126

Bayezid-i Bistami bir sene hac dönüşünde Hemedan'a uğrayıp, oradan bir miktar tohum satın aldılar. Bistâm'a gelip, Hemedan'dan aldığı tohum torbasını açınca, içinde bir kaç karınca bulunduğunu gördü. Bunları yuvalarından ayırmanın münasip olmayacağını düşünüp, tekrar Hemedan'a gitti. Tohumu aldığı yere bırakıp, ondan sonra Bistâm'a döndü.

#1127

Bayezid-i Bistami bir gece, talebelerinden bir kısmı ile bir yere misafir oldular. Ev sahibi, evin aydınlanması için bir kandil yaktı. Bayezid-i Bistami yanında bulunanlara; "Bu kandilde bir gariplik görüyorum. Yanıyor ama ışık vermiyor. Hikmeti nedir?" diye sordu. Ev sahibi; "Efendim. Biz bu kandili bir gece yakmak için komşumuzdan emanet almıştık. Bu akşam ikinci gece yakıyoruz." deyince, Bâyezîd, kandili söndürdü ve hemen kandili sahibine götürüp teslim edin. Arzu ederseniz, bir gece daha yakmak için izin isteyin." buyurdu. Ev sahibi kandili alıp komşusuna götürdü. Olanları anlattı ve tekrar izin alıp geri getirdi. Eve gelince kandili yaktılar ve oda aydınlandı. Bayezid-i Bistami buyurdu ki: "İşte şimdi ışığını görüyorum.

#1130

Bayezid-i Bistami bir gün yanlışlıkla bir karıncayı öldürdü. Haberi olunca, çok pişman olup üzüldü. Ölü karıncayı avucuna alıp, şefkat, merhamet ve hüzün ve kırık kalbi ile karıncaya üfürünce, Allah-ü Teâlâ’nın izni ile karınca canlanıp yürümeye başladı.

#1131

Bayezid-i Bistami bir gün yolda yürürken, bir gencin kendisini takip etmekte olduğunu fark edip döndü ve gence; "Niçin beni takip ediyorsun, istediğin nedir?" dedi. Genç, edeple; "Efendim, sizin gibi olmak, yolunuzda bulunmak istiyorum. Lütuf elinizi uzatıp himmet buyurun da ben de kazanayım." dedi. Cevabında; "Benim yaptıklarımı yapmadıkça, benim derimin içine girsen de istifade edemezsin. Bu, Allah-ü Teâlâ’nın bir lütfudur." buyurdu.

#1133

Bayezid-i Bistami kırk beş kere hacca gitmişti. Bir gün Arafat Tepesinde oturuyordu. Nefsi ona; "Bâyezîd! Senin bir benzerin var mıdır? Kırk beş defa haccettin ve binlerce defa hatmetme bahtiyarlığına eriştin" diye fısıldadı. Bu ses onu üzdü. Derhâl toparlandı ve oradaki mahşerî kalabalığa;
Kim benim kırk beş defa yapmış olduğum haccı bir ekmeğe satın alır? diye sordu.
Bir adam başını kaldırıp;
Ben alırım, dedi ve ekmeği uzattı.
Bayezid-i Bistami aldığı ekmeği orada bulunan bir köpeğin önüne attı. Sonra işini bitirip, yol hazırlığı yaparak, Rum diyarına doğru yola çıktı. Günlerce gittikten sonra bir rahip ile karşılaştı. Rahip, Bayezid-i Bistami'nin elini tutup, evine misafir götürdü. Evinde ona bir oda verdi. Bayezid-i Bistami kendisine ayrılan bu odada ibadete başladı ve kalbini Allahü teâlâya çevirdi. Rahip her gün onun yiyeceğini sabah akşam getirip önüne koyardı. Bu hal bir ay devam etti. Bayezid-i Bistami daha sonra nefsine dönerek;
Ey nefis! Seni kırmak istiyorum, fakat Sen o kadar kötüsün ki kırılmıyorsun, dediği sırada râhip içeri girdi ve;
İsmin nedir?" diye sordu.
O da;
Bâyezîd! Cevabını verdi.
Rahip;
Ne güzel adamsın. Keşke Mesih’in kulu olmuş olsaydın!" deyince, bu sözler Bayezid-i Bistami'ye ağır geldi ve evi terk etmek isterken rahip;
Bizim burada kırk günü tamamla, öyle git. Çünkü bizim büyük bir bayramımız var, onu görmeni çok arzu ediyorum. Aynı zamanda çok değerli bir vaizimiz, sadece bu günlerde bir defa konuşur. Onu dinlemeni istiyorum, deyince, bu teklifi kabul ederek, kırk gün kalmaya râzı oldu.
Kırkıncı gün geldiğinde rahip odaya girerek;
Buyurun dışarı çıkalım, bayram günümüz geldi, dedi.
Bayezid-i Bistami dışarı çıkmak için hazırlandı. Fakat rahip ona;
Siz bu kıyâfetle nasıl bin kadar râhibin arasına gireceksiniz? Bu yüzden üzerindeki elbiseyi çıkarıp, şu rahip elbiselerini giy ve boynuna İncil'i as! dedi.

Bu teklif ona çok ağır gelmesine rağmen, bunda da bir hikmet vardır diyerek rahibin getirdiği giysileri giydi. Rahiplerin arasına katıldı. Hiç kimsenin dikkatini çekmedi. Biraz ilerledikten sonra rahiplerin en büyüğü geldi. Fakat konuşmuyordu. Niçin konuşmadığı sorulduğunda;
Nasıl konuşabilirim, aranızda bir Muhammedî var! diye cevap verdi.
Halk ve rahipler galeyana gelerek;
Onu göster parçalayalım." diye bağrıştılar.
Başrahip;
Hayır, yemin ederim ki söylemem, ancak ona dokunmayacağınıza söz verirseniz, onu size tanıtabilirim, dedi.
Bunun üzerine rahipler ve halk, Muhammedî olan zâta dokunmayacaklarına dâir yemin ettiler.
Başrahip;
Allah için ey Muhammedî! Ayağa kalk ve kendini göster, diye seslenince, Bayezid-i Bistami ayağa kalktı.
Baş râhip;
Adın ne? diye sordu.
Bâyezîd! Cevabını verdi.
Tahsil gördün mü? diye sorunca;
Rabbim öğrettiği kadar bir şeyler biliyorum, dedi.

Bunun üzerine râhip;
O hâlde bana şu hususları cevaplandır: İkincisi olmayan biri, üçüncüsü olmayan ikiyi, dördüncüsü olmayan üçü, beşincisi olmayan dördü, altıncısı olmayan beşi, yedincisi olmayan altıyı, sekizincisi olmayan yediyi, dokuzuncusu olmayan sekizi, onuncusu olmayan dokuzu, on birincisi olmayan onu, on ikincisi olmayan on biri, on üçüncüsü olmayan on ikiyi söyle bunlar nelerdir?
Bayezid-i Bistami başrahibe;
Beni iyi dinle! İkincisi olmayan bir, eşi-ortağı, dengi ve benzeri olmayan Allah-ü Teâlâ’dır. Üçüncüsü olmayan iki, gece ve gündüzdür. Dördüncüsü olmayan üç, üç talâktır (boşamadır) Beşincisi olmayan dört; Tevrat, Zebûr, İncîl ve Kur'ân-ı Kerîm’dir. Altıncısı olmayan beş, beş vakit namazdır. Yedincisi olmayan altı göklerin ve yerin yaratıldığı altı gündür. Sekizincisi olmayan yedi, yedi kat göktür. Dokuzuncusu olmayan sekiz, kıyamet günü Arş'ı taşıyacak sekiz melektir. Onuncusu olmayan dokuz, kadının dokuz ay hamilelik müddetidir. On birincisi olmayan on, Musa (a.s)’ın  Şuâyb peygambere on yıl çobanlık etmesidir. On ikincisi olmayan on bir, Yusuf peygamberin on bir kardeşidir. On üçüncüsü olmayan on iki, on iki aydır." dedi.
Rahip tebessüm ederek;
Doğru söyledin. Şimdi de bana, havadan ne yaratıldı, havada ne muhafaza olundu ve kim hava ile helâk edildi? Bunlardan haber ver, dedi.
Bayezid-i Bistami;
İsa peygamber havadan yaratıldı, havada muhafaza edildi. Âd kavmi hava ile helâk edildi, diye cevap verdi.
Rahip;
Doğru söyledin. Kim ateşten yaratıldı, kim ateşten korundu ve kim ateş ile helâk oldu?" diye sordu.
O da;
İblis ateşten yaratıldı. İbrahim aleyhisselâm ateşten korundu. Ebû Cehil ateş ile helâk oldu, dedi.

Rahip tekrar;
Taştan kim yaratıldı, taş içinde kim korundu ve taş ile kim helâk oldu? dedi.
Bayezid-i Bistami;
Sâlih peygamberin devesi taştan yaratıldı. Eshâb-ı Kehf taş içinde korundu ve Ebrehe ve ordusu taş ile helâk edildi, cevabını verdi.
Rahip;
Doğru söyledin. Âlimler, Cennet'te dört nehir vardır, biri baldan, biri sütten, biri sudan, biri de şaraptandır. Ayrı ayrı olan bu dört nehir aynı kaynaktan akıyormuş, diyorlar. Bunun dünyada bir örneği var mıdır? diye sordu.
Evet vardır. İnsanın başından dört nehir akar. Kulak yağı acıdır. Göz yağı tuzludur. Burun suyu ayrı bir tat taşır. Ağızdan gelen su tatlıdır, cevabını verdi.
Rahip yine;
Doğru söyledin. Cennet ehli yer içer fakat abdest bozmaz, su dökmez. Bunun dünyada bir benzeri var mıdır? diye sorunca;

Evet vardır. Ana rahmindeki cenin yer içer fakat dışkısı yoktur, cevabını verdi.
Râhip;
Doğru söyledin. Cennet'te Tûbâ ağacı vardır. Cennet'te hiç bir saray, hiç bir köşk yoktur ki, bu ağacın dalına dokunmasın. Bunun dünyada bir örneği var mıdır?" diye sordu.

Evet vardır. Güneş sabahleyin doğunca böyle değil midir? Cevabını verdi.
Rahip;
Doğru söyledin. Şimdi şunları cevaplandır: Bir ağaç vardır, on iki dalı bulunmakta, her dalında otuz yaprak ve her yaprakta beş çiçek yer almakta, bunlardan ikisi güneşe, üçü karanlığa bakmaktadır. Bu ağaç nedir?" deyince:

Ağaç bir yılı temsil eder. On iki dalı, on iki ay, her daldaki otuz yaprak, günleri, her yapraktaki beş çiçek de, beş vakit namazı temsil eder, cevabını verdi.
Son olarak râhip şöyle sordu:
Bana şu kimseden haber ver. Hacca gitmiş, tavaf yapmış ve o makamlarda bulunmuştur. Fakat onun ne ruhu vardır ne de hac kendisine vâcibdir?"
Bayezid-i Bistami;

Nûh peygamberin gemisidir." dedikten sonra, râhibe; "Ey râhip! Birçok sorular sordun. Biz onları cevaplandırmaya çalıştık. Müsaade ederseniz benim de sorularım var. Fakat ben bir sorudan başka sormayacağım. O da şudur:

Cennet'in anahtarı nerededir? Cennet kapılarının üzerinde ne yazılıdır?
Rahip sustu ve cevap vermekten kaçındı. Diğer râhipler bu duruma bozuldular ve;
Ey büyüğümüz mağlup mu oluyorsun? dediler.
O da;
Hayır mağlup olmak istemiyorum, deyince;
Peki öyleyse niçin cevap vermiyorsun, dediklerinde;
Şayet cevap verirsem benim cevabıma katılır mısınız? dedi.
Bunun üzerine hepsi birden söz verdiler.
Rahip;
Dinleyin, şimdi cevap veriyorum. Cennet'in anahtarı ve kapılarının üzerinde yazılı olan ibare; Lâ İlâhe İllallah Muhammedün Resûlullahdır." deyip müslüman oldu. Diğer rahipler de hep bir ağızdan Kelime-i şehâdeti getirip müslüman oldular. Bayezid-i Bistami de onların yanında bir süre kalıp İslâmiyeti öğretti. Böylece onun buraya gitmesinin hikmeti anlaşıldı.

#1135

Bayezid-i Bistami'ye bir gün bir kimse gelip; "Efendim! Ben otuz senedir, gündüzleri oruç tutup, geceleri namaz kılıyorum. Ama, kendimde hiç bir ilerleme göremiyorum. Hâlbuki itikadım da düzgündür." dedi. Sultân-ül-Ârifîn; "Sen bu hâlde üç yüz sene daha devâm etsen bir şeye kavuşamazsın. Çünkü nefs engelin var." buyurdu. O kimse; "Efendim! Bunun bir çaresi yok mu?" diye sordu. Bayezid-i Bistami: "Var ama sen kabul etmezsin." buyurdu. O kimse ısrar edip; "Aman efendim, lütfen bildiriniz ve beni talebeliğe kabul ediniz. Ne emrederseniz yaparım." dedi. Sultân-ül-Ârifîn buyurdu ki:

"Öyle ise şimdi evine git. Bu kıymetli elbiseleri çıkarıp, adî ve eski bir elbise giy. Boynuna bir torba asıp içine ceviz doldur. Seni en iyi tanıyanların bulundukları sokağa git. Çocukları başına topla, (Bana bir tokat vurana bir ceviz, iki tokat vurana iki ceviz veriyorum) de." O kimse bunları duyunca; "Sübhânallah, Lâ ilâhe illallah. Ben bunları yapamayacağım. Bana başka bir şey emretseniz." dedi. Bayezid-i Bistami; "Senin ilâcın ancak budur ve biz de baştan; "Sen bunları kabul etmezsin!" diye söylemiştik. Yolumuzun esası nefsi terbiye etmektir." buyurdu.

#1137

Bayezid-i Bistami bir gün talebeleriyle giderken delilerin bulunduğu bir tımarhanenin önünden geçiyorlardı. Talebelerinden birisi, orada delilerin tedavileri için bir şeyler yapmaya çalışan baştabibe yaklaşıp; "Günah hastalığı ile hasta olanlar için bir ilâcınız var mıdır?" diye sordu. Baştabib cevap veremeyip susunca, ayağı zincirle bağlı delilerden biri, Bâyezîd'in teveccühü ile şöyle dedi: "O derdin ilâcı şöyledir: Tövbe kökünü istigfâr yaprağıyla karıştırıp, kalp havanına koyarak, tevhîd tokmağıyla iyice dövmeli. Sonra insaf eleğinden eleyip, gözyaşıyla hamur etmeli. Daha sonra Aşkullah ateşinde pişirip, muhabbet-i Muhammediyye balından katarak, gece gündüz kanaat kaşığıyla yemelidir."

#1138

Bayezid-i Bistami bir gün yolda giderken yanından geçen bir köpeği gördü. Köpeğe değip necaset bulaşmasın diye eteklerini topladı. O anda köpek dile gelip, şöyle dedi:"Benden sana bulaşacak kir, üç defa yıkamakla temiz olur. Ama senin nefsindeki kibir kiri yedi deryada yıkansa temiz olmaz." Bunun üzerine Bayezid-i Bistami, köpeğe; "Senin dışın pis, benim ise içim. Gel beraber olalım da belki birbirimize faydamız olur." dedi. Köpek de; "Sen benimle yoldaş ve arkadaş olamazsın. Zira halk beni horlar, sana tazim eder. Beni gören taşlar, seni gören ise iltifata başlar ve "Arifler sultanına selâm olsun!" der. Benim yarına yiyecek bir kemiğim bile yok, ama senin bir ambar buğdayın var." cevabını verdi. Bayezid-i Bistami bu cevaptan kederlendi, bir köpeğin yol arkadaşı olmaya bile lâyık değilim, diye üzüldü.

#1139

Bir gece, bazı kimseler hazret-i Bâyezîd'in nasıl ibadet yaptığını, neler söylediğini işitmek için penceresinin altında dinlemeye başladılar. Seher vakti olduğunda bütün kalbiyle "Allah" dedi. Sonra düşüp bayıldı. Bayılmasının sebebi sorulduğunda; "Sen kim oluyorsun? Senin haddine mi düştü ki ismimi ağzına alıyorsun? şeklinde bir nidâ gelir diye çok korktum da onun için bayılmışım." buyurdu.

#1140

Bayezid-i Bistami'ye; "Nefsine verdiğin en hafif cezâ nedir?" diye sordular. Cevabında; "Bir defasında nefsim, bir itaatsizlikte bulundu. Buna ceza olarak bir yıl boyunca hiç su içmedim." buyurdu.
 

#1141

Bir defasında Bâyezîd hazretlerinin kalbine şöyle ilham olundu: "Ey Bâyezîd! Hazinelerim, başkaları tarafından yapılan ibadetlerle ve güzel hizmetlerle doludur. Sen bize öyle bir şeyle gel ki, o bizde olmasın." Bâyezîd; "Yâ Rabbî! Hazinende bulunmayan şey nedir?" dedi. Kalbime ilham olundu ki: "Acizlik, zavallılık, çaresizlik, zillet ve ihtiyaç."

 

#1142

Bayezid-i Bistami ‘ye; "Bulunduğunuz şu derecelere nasıl kavuştunuz?" diye sordular. Cevabında buyurdu ki: "Her yerde Allah-ü Teâlâ’nın gördüğünü ve bildiğini düşünüp, edebe riayet etmekle." buyurdu.

#1143

Bir gün Hz. Bâyezîd'e; "Peygamberler hakkında ne buyurursunuz?" diye sordular. Cevabında buyurdu ki: "Biz onlar hakkında bir şey söyleyemeyiz ve onları anlayamayız. Hallerini anlamaktan aciziz. Onlar, bizim anlayabildiğimizden çok daha yüksektirler. Diğer insanlar, büyük velileri ne kadar anlayabilirse, veliler de peygamberleri ancak o kadar tanıyabilirler.

#1144

Bayezid-i Bistami, yanında bulunanlara; "Allah-ü Teâlâ, kendilerinden râzı olduğu kimseleri Cennet'ine koyuyor değil mi?" diye sordu. Onlar; "Evet efendim, öyledir." diye cevap verdiler. Bunun üzerine; "Bir kimse, Allah-ü Teâlâ’nın rızâsına kavuştuktan sonra, bir anlık duyduğu zevk ve saâdet, Cennet'teki bin köşkten daha fazladır." buyurdular.

#1145

Bayezid-i Bistami bir defasında bir imamın arkasında namaz kıldı. Namazdan sonra, o imam, Bâyezîd'e; "Siz bir yerde çalışıp para kazanmıyorsunuz. Başkalarından da bir şey istemiyorsunuz. O halde siz, nafakanızı nereden temin ediyorsunuz?" dedi. Hazret-i Bâyezîd bunu duyunca; "Ben hemen namazımı iade edeyim. Zira rızkları kimin verdiğini bilmeyen birinin arkasında namaz kılmışım, bu ise câiz değildir." buyurdu.

#1146

Bayezid-i Bistami bir gün, talebeleri ile birlikte, gayet dar bir sokaktan geçiyorlardı. Hazret-i Bâyezîd, karşıdan bir köpeğin gelmekte olduğunu gördü ve geri çekilip köpeğe yol verdi. Talebelerinden birinin hatırına şöyle geldi: "İnsanoğlu hayvanlardan şereflidir. Hem bizim üstadımız, Sultân-ül-Ârifîndir. Hem de etrafındakiler onun, her biri çok kıymetli sadık talebeleridir. Bütün bunlara rağmen, üstadımız bu köpeğe yol vermesinin hikmeti acaba nedir?" Bunun üzerine Bâyezîd buyurdu ki: "Şu köpek, hâl lisanı ile bana dedi ki; "Sana Sultân-ül Ârifîn olmak hil'atini ve bana da köpeklik postunu giydirdiler. Bunun tersi de olabilirdi." Bunun üzerine ben ona yol verdim." Buyurdu.

#1147

Bayezid-i Bistami bir gece ıssız bir su kenarında hırkasını üzerine örtüp uyumuştu. İhtilâm oldu. Hemen kalkıp gusletmek istedi. Hava çok soğuk olduğu için, nefsi güneş doğduktan, hava ısındıktan sonra gusletmesini isteyerek gevşek davrandı. Nefsinin ona yaptığını görünce hemen kalkıp, buzu kırdı ve nefsine ceza olarak, hırka ile beraber gusletti. Gusülden sonra da, hırkasını çıkarmadı. Hırka buz bağlamıştı. Sonra; "Ey Nefsim! Tembelliğinin cezası işte budur." dedi.

#1148

Bayezid-i Bistami, buyurdu ki: "On iki sene nefsimin ıslahı için çalıştım. Nefsimi riyazet, nefsin arzularını yapmamak körüğünde, mücâhede, nefsin istemediği şeyleri yapmak ateşiyle kızdırdım. Nefsi, yerme, kötüleme örsünde, kınama, ayıplama çekici ile dövdüm. Böyle uğraşa uğraşa kendi benliğimden bir ayna yapıp beş sene kendimin aynası oldum. Yapabildiğim ibadet ve tâatlarla bu aynayı cilâlayıp parlattım. Bir sene ibret nazarı ile bu aynaya baktım. Neticede bu aynada gördüm ki, belimde, gurur, riyâ, ibâdete güvenip amelini beğenmek gibi kalp hastalıklarından meydana gelen bir zünnâr bulunuyor. Bu zünnârı kesip atabilmek için beş sene daha uğraştım. Yeniden hakikî müslüman oldum.

#1149

Bayezid-i Bistami, buyurdu ki: “Ömrüm boyunca, Allah-ü Teâlâ’ya lâyıkıyla ibâdet edebilmeyi, namazımı lâyıkıyla kılabilmeyi arzu ettim. Bu arzu ile, belki güzel namaz kılarım diye sabaha kadar namaz kıldım. Fakat kıldığım bütün namazları O'na lâyık olarak bulmuyordum. Nihayet, Allah-ü Teâlâ’ya şöyle yalvardım: "Yâ Rabbî! Sana lâyık şekilde tam ve kusursuz olarak hiç namaz kılamadım. Kıldığım bütün namazlar hep Bâyezîd'e yakışır şekilde oldu. Beni ve ibadetlerimi kusurlarımla birlikte kabul eyle."

#1150

Bayezid-i Bistami, buyurdu ki: “Uzun seneler nefsimi terbiye etmekle uğraşıp çile çektikten sonra, bir gece, Allah-ü Teâlâ’ya yalvardım. "Şu testi ve aba sende oldukça, sana ruhsat yoktur." diye ilhâm olundu. Bunun üzerine yanımda bulunan testi ve abayı terk ettim. Bundan sonra bana; "Ey Bâyezîd, nefsin hevâ ve hevesi için tuzaktaki tane misali olan dünya mallarına gönül bağlayıp, sonra da Allah-ü Teâlâ’ya kavuşmak için yol isteyen kimselere; "Bâyezîd, nefsin istediklerini yapmayıp, istemediklerini yapmak sûretiyle kırk yıl uğraştığı hâlde, yanında bulunan kırık bir testiyi ve eski bir abayı terk etmedikçe izin alamadı. Siz, bu hâlinizle size izin verileceğini mi zannediyorsunuz. Asla izin alamazsınız." diye bildirildi.

#1151

Bayezid-i Bistami devamlı; "Allah!.. Allah!.." derdi. Vefâtı ânında da yine; "Allah!.. Allah!.." diyordu. Bir ara şöyle duâ etti: "Yâ Rabbî! Senin için yaptığım bütün ibâdet, tâat ve zikirleri hep gaflet ile yaptım. Şimdi can veriyorum. Gaflet hâli devam ediyor. Allah'ım! Bana huzur ve zikir hâlini ihsan eyle." Bundan sonra, zikir ve huzûr hâli içinde rûhunu teslim etti.

#1152

Sultân-ül-Ârifîn Bayezid-i Bistami vefât ettikten sonra, büyüklerden biri kendisini rüyâda görüp; "Allah-ü Teâlâ sana ne muâmele eyledi." diye sordu. Buyurdu ki: "Beni toprağa koydukları zaman bir ses duydum ki; "Ey Bâyezîd! Bizim için ne getirdin?" diyordu. "Yâ Rabbî! Sana lâyık hiç bir iyi amel yapamadım. Huzuruna lâyık hiçbir şey getiremedim, ama şirk de getirmedim." dedim.

#1153

Hazret-i Bâyezîd, vefât ettikten sonra, büyük zâtlardan birisi kendisini rüyâda görüp sordu. "Münker ve Nekir sana nasıl muamele eyledi?" Cevabında; "O iki mübarek melek gelip; "Rabbin kimdir?" diye sorunca, onlara dedim ki: "Bunu sormakla sizin maksadınız hâsıl olmaz. Siz bana O'nu soracağınıza, beni O'na sorun. Eğer O, beni, kulu olarak kabul ederse ne âlâ. Mâzallah O, beni kulu olarak kabul etmezse, ben, yüz defa; "O, benim Rabbimdir." desem ne faydası olur?" buyurdu.

#1154

Bayezid-i Bistami talebelerine sık sık şöyle nasihat ederdi: "Müslüman kardeşinize saygılı olmanızdan daha kolay ne vardır? Onlara hürmet etmek, haklarını korumak ne güzel haslettir! Müslüman kardeşlerimize kin beslemek, onlara karşı saygısız olmak ne zararlı şeydir! Bu yol hiç kimseye fazîlet kapısını açmamış, hiç kimseyi başarıya ulaştırmamıştır..."

#1155

Bayezid-i Bistami hazretleri buyuruyor ki:

"Dilini, Allah-ü Teâlâ’nın ismini anmaktan başka işlerle uğraşmaktan ve başka şeyler konuşmaktan koru. Nefsini hesaba çek. İlme yapış ve edebi muhafaza et. Hak ve hukuka riayet et. İbadetten ayrılma. Güzel ahlâklı, merhamet sahibi ve yumuşak ol. Allah-ü Teâlâ’yı unutturacak her şeyden uzak dur ve onlara kapılma.

#1157

Bayezid-i Bistami hazretleri buyuruyor ki:
"Otuz sene mücâhede eyledim, nefsimin istediklerini yapmadım. İlimden ve ilme uymakdan daha zor bir şey bulamadım."

#1158

Bayezid-i Bistami Hazretleri buyuruyor ki:

"Allah-ü Teâlâ’nın kendileri sebebiyle nefsimi cezâlandırdığı bütün şeyler üzerinde düşündüm. Onların en şiddetlisi olarak gafleti buldum. Allah-ü Teâlâ’dan bir an gâfil olmak (bir an O'nu unutmak) Cehennem ateşinden daha şiddetlidir."

#1159

Bayezid-i Bistami hazretleri buyuruyor ki:
"Ey Allah'ım! Ey kusurlardan uzak olan sonsuz kudret sahibi Rabbim. Sen ne dilersen yaparsın. Benim vücudumu öyle büyült, öyle büyült ki, Cehennem'i ağzına kadar doldursun. Böylece başka kullarına yer kalmasın. Onların yerine ben yanayım." Hazret-i Ebû Bekir r.a.'da böyle duâ ederlerdi.

#1160

Bayezid-i Bistami Hazretleri buyuruyor ki:

"Siz havada uçan birisini gördüğünüz zaman hemen o kimsenin faziletli, keramet sahibi birisi olduğuna hüküm vermeyin. Hata edebilirsiniz. O kimsenin hakikaten fazilet ve keramet sahibi olduğunu anlamak için, İslâmiyet’in emirlerine uymaktaki hassasiyetine, Peygamber efendimizin ahlâkı ile ahlâklanması ve sünnet-i seniyyeye uymasına, hakikî İslâm âlimlerine olan muhabbet ve bağlılığına bakın. Bunlar tam ise, o kimse fazilet ve keramet sahibidir. Bunlara uymakta en ufak bir gevşeklik ve zayıflık bulunursa, o kimse için fazilet ve keramet sahibidir, demek mümkün olmaz."

#1161

Bayezid-i Bistami hazretleri buyuruyor ki:
"Yâ Rabbî! Sana kavuşmak nasıl mümkün olur?" diye dua ettim. Bir nida geldi, "Nefsini üç talakla boşa" diyordu."

#1162

Bayezid-i Bistami hazretleri buyuruyor ki:
"Bu kadar zahmet ve meşakkatlere, sıkıntılara katlanarak aradığımı, annemin rızasını almakta buldum. Çok basit gibi gelen anne rızasını almanın, bütün işlerin evvelinde lâzım olduğunu anladım."

#1163

Bayezid-i Bistami Hazretleri buyuruyor ki:
"Günahlara bir defa, tâatlere ise bin defa tövbe etmek lâzımdır. Yâni yaptığı ibâdet ve tâatlere bakıp kendini beğenmek, o ibâdeti hiç yapmamak günahından bin kat daha fenâdır."

#1164

Bayezid-i Bistami Hazretleri buyuruyor ki:
"İnsana zararı en şiddetli olan şeyin ne olduğunu bilmek istedim. Bunun, gaflet olduğunu anladım. Gafletin insana yaptığı zararı, Cehennem ateşi yapmaz. Yâ Rabbî! Bizleri gaflet uykusundan uyandır. Lütuf ve keremin ile bu duâyı kabûl eyle."

#1165

Bayezid-i Bistami Hazretleri buyuruyor ki:

"Bütün âlemin yerine beni Cehennem'de yaksalar ve ben de sabretsem, Allah-ü Teâlâ’ya muhabbeti dâvâ edinmiş birisi olarak yine bir şey yapmış olmam. Allah-ü Teâlâ’da benim ve bütün âlemin günahını affetse, rahmetinden ve ihsânından bir şey eksilmiş olmaz."

#1168

Bayezid-i Bistami hazretleri buyuruyor ki:
"Bizim sözlerimiz Kitap ve sünnettendir. Bu iki kaynaktan gücünü ve manasını almayan bir sözde değer yoktur."

#1169

Bayezid-i Bistami’ye "Ârifin alâmeti nedir?" diye sorulduğunda; "Allah-ü Teâlâ’yı anmakta gevşeklik göstermemektir." buyurdu.

#1170

Bayezid-i Bistami yağmurlu bir havada Cumâ namazına gitmek için evinden çıktı. Sağnak hâlde yağan yağmur, yolu çamur hâline getirmişti. Yağmur bitinceye kadar bir evin ihâta duvarına dayandı. Çamurlu ayakkabılarını duvarın taşlarına sürerek temizledi. Yağmur yavaşlayınca camiye doğru yürüdü. Bu sırada aklına bir mecûsînin duvarını kirlettiği geldi ve üzülerek; "Onunla helâlleşmeden nasıl Cuma namazı kılabilirsin? Başkasının duvarını kirletmiş olarak nasıl Allah-ü Teâlâ’nın huzurunda durursun?" diye düşündü ve geri dönüp o mecûsînin kapısını çaldı. Kapıyı açan mecûsî; "Buyurun bir arzunuz mu var?" diye sorunca; "Sizden özür dilemeye geldim." dedi. Mecusî hayretle; "Ne özrü?" diye sordu. O da; "Biraz önce duvarınızı elimde olmadan çamurlu ayakkabılarımı temizlemek maksadıyla kirlettim. Bu doğru bir hareket değil. Yağmurun şiddeti bu inceliği unutturdu." deyince, Mecusî hayretle; "Peki ama ne zararı var? Zaten duvarlarımız çamur içinde. Sizin ayağınızdan oraya sürülen çamur bir çirkinlik veya kabalık meydana getirmez." dedi. Bayezid-i Bistami; "Doğru ama bu bir haktır ve sahibinin rızasını almak lâzımdır." dedi. Mecusî; "Size bu inceliği ve insan haklarına bu derece saygılı olmayı dinîniz mi öğretti?" diye sorunca; "Evet dinîmiz ve bu dinîn peygamberi olan Muhammed aleyhisselâm öğretti." dedi. Mecusî; "O hâlde biz niçin bu dine girmiyoruz?" diyerek kelime-i şahadet getirip müslüman oldu.

#1171

Bir gün Yûsuf-i Bahirânî isminde bir zât kendi kendine; "Bayezid-i Bistami'nin yanına gideyim. Eğer, açıktan bir keramet gösterirse velî olduğunu kabûl edeyim. Böylece onu imtihan etmiş olayım." diye düşündü. Bu düşünce ile, Bayezid-i Bistami'nin bulunduğu yere geldi. Bayezid-i Bistami onu görünce buyurdu ki; "Biz kerametlerimizi, talebelerimizden Ebû Saîd Râî'ye havâle ettik. Sen ona git." Bu kimse gidip, Ebû Saîd Râî'yi sahrada buldu. Kendisi namaz kılıyor, koyunlarına da, kurtlar bekçilik ediyordu. Namaz bitince, gelen kimse kendisinden tâze üzüm istedi. Oralarda üzüm bulunmazdı ve zamanı da değildi. Ebû Saîd Râî, asâsını ikiye bölüp, bir parçasını gelen kimsenin tarafına, diğer kısmını da kendi tarafına dikti. Allah-ü Teâlâ’nın izni ile, hemen o parçalar asma oldu ve tâze üzüm verdi. Fakat Ebû Saîd tarafında bulunan üzümler beyaz, gelen kimsenin tarafında bulunan üzümler siyah idi. O kimse, üzümlerin renklerinin farklı olmasının sebebini sordu. Ebû Saîd Râî; "Ben, Allah-ü Teâlâ’dan, yakîn yolu ile istedim. Sen ise imtihan yolu ile istedin. Dolayısı ile renkleri de niyetlerimize uygun olarak meydana geldi." buyurdu ve o kimseye bir kilim hediye edip, kaybetmemesini tembih etti. O kimse kilimi alıp, hacca gitti. Fakat kilimi, Arafat'da kaybetti. Çok aradı ise de bulamadı. Hac dönüşünde, Bistâm'a, Bâyezîd hazretlerinin yanına uğradı. Baktı ki kaybettiği kilim, Bayezid-i Bistami'nin önünde duruyor. Bu hâdiselere şahit olduktan sonra, böyle yüce bir zâttan, kerâmet istediğine çok pişmân oldu. Tövbe ve istigfâr edip, Bayezid-i Bistami'nin talebeleri arasına katıldı.

#1172

Bayezid-i Bistami buyurdu ki:
"Şu on şey beden üzerine farzdır:
1) Farzları noksansız yerine getirmek, 2) Haram kılınan şeylerden kaçınmak, 3) Allah için mütevazi olmak, 4) Müslüman kardeşlerine eziyet etmekten sakınmak, 5) İyi ve kötü herkes için hayır isteyen olmak, 6) Allah-ü Teâlâ’nın mağfiretini arzulamak, 7) Her işte ve her hâlükârda Allah rızâsını gözetmek, 8) Öfkeyi, gurur ve taşkınlığı, zulüm ve haksızlığı, üzücü ölçüde mücâdeleyi terk etmek, 9) Kendi kendine nasîhatçi olmak, nefsi terbiyeye çalışmak, 10) Ölüme bilerek hazırlanmak."

#1173

Bayezid-i Bistami buyurdu ki:
Şu on şey bedeni korur:
1) Gözleri haramdan ve lüzumsuz şeylerden korumak, 2) Dili zikre alıştırmak ve bunu itiyat hâline getirmek, 3) Nefis muhâsebesi yapmak, günlük hayâtı bu ölçü içinde sürdürmek, 4) İlim öğrenmek ve öğrenilen ilmi faydalı olacak şekilde kullanmak, 5) Edeb ve terbiyeyi her yerde ve herkese karşı muhâfaza etmek, 6) Bedeni, dünyanın faydasız işlerinden kurtarıp, dünyâ ve âhiret için faydalı işlerde kullanmak, 7) İnsanlarla haşır-neşir olmamak, kalbi geliştirmek, düşünceyi berraklaştırmak, zekâyı işletmek için uzlete çekilmek, 8) Nefis ile kıyasıya mücâdele etmek, 9) Çokça ibâdet etmek, 10) Peygamber efendimizin sünnetine uymak.

#1174

Bayezid-i Bistami buyurdu ki:

On şey insan varlığını öldürür:
1) Terbiye azlığı, 2) Cehâlet çokluğu, 3) Halktan nîmet beklemek, 4) Şehvet azgınlığı, nefis kudurganlığı, 5) Baş olma sevdası, 6) Dünyâya lüzumundan fazla meyletmek, 7) Allah-ü Teâlâ katında nefis ile dostluk kurmak, 8) Çok yemek, 9) Çok uyumak, 10) Kalabalığa uymak.

#1175

Bayezid-i Bistami buyurdu ki:

On şey insanı aşağılık yapar:
1) Öfke ve hiddet, 2) Kin ve nefret, 3) Büyüklenme, 4) Zulüm ve haksızlık, 5) İnat yollu mücadele, 6) Cimrilik, 7) Başkasına ezâ ve cefâ etmek, 8) Mümin kardeşine saygısızlık, 9) Kötü huy ve fenâ ahlâk, 10) İnsaf ölçülerini aşmak.

#1176

Bayezid-i Bistami'nin yakınlarından biri seyâhate çıkarken, huzûra gelip; "Bana tavsiyede bulunur musunuz?" dedi. O da; "Üç şey ile sana tavsiyede bulunurum: Yolculukta kötü huylunun biri sana arkadaşlık ederse, onun kötülüğünü kendi güzel ahlâk potana sok da şekillendirmeye çalış. Böylece işin ve yolculuğun selâmetle neticelensin. Biri sana iyilikte bulunursa, devamlı surette Allah-ü Teâlâ’ya şükret. Çünkü o adamın kalbini sana çeviren Cenâb-ı Hak'tır. Bir belâ sana dokunacak olursa, o belânın üzerinden kalkması için süratle Allah-ü Teâlâ’ya dön ve neticeyi sabırla bekle. Ümidin kırılmasın, itimadın sarsılmasın. Çünkü gelen belânın altında ne gibi hayırların yattığını o anda idrak edemezsin." dedi.

#1177

Bayezid-i Bistami talebesi Ebû Mûsâ'ya şöyle nasîhatta bulundu: "Sana yaşadığın sürece tamâmen Allah-ü Teâlâ’ya yönelmeni, yüzünü hiçbir vakit O'ndan çevirmemeni tavsiye ederim. Şüphe yok ki O'na kavuşacak ve O'nun yüce huzurunda duracaksınız. Ve sen bütün işlediklerinden sorumlu tutulacaksın. Sakın gâfil olma. Gaflet uykusundan bir an önce kendini kurtar. Hiç kimseyi O'na tercih etme. Sana gelen belâlara sabret. Allah-ü Teâlâ’nın hükmüne ve kazâsına rızâ göster. Allah-ü Teâlâ’nın verdiğine kanâat et. Allah-ü Teâlâ’ya güven, vâdettiklerinin mutlaka yerine geleceğine inan. Hiç ölmeyecek ve hep diri olan Rabbine tevekkül eyle. Her işinde O'nun inayetini iste. O'nun emirlerine riâyet et. Hayatta olduğun müddetçe bu dediklerimi yapmaya çalış. Halkı bırakıp, Hakk'a yönel. İşini O'na ısmarla!.."

#1749

Büyük Veli Beyazıd-ı Bistami hazretleri, hangi şehre gitse ilk önce o şehrin kabristanlarını ziyaret edermiş.

İbn-i Abbas ise, kendisine nerelerin dolaşılması gerektiğini soranlara şu cevabı veriyormuş.

“Gündüz ibret alarak kabristanları, gece ise tefekkür ederek gökyüzünü” demiştir.







Etiketler