hikmet güzel sözler, aşk sözleri, dini güzel sözler







      Diğer Sitelerimiz

25000 Veciz Söz

#104

Sen göremesen de, Allah’ın her işinde bin bir hikmet vardır, a gafil!

#291

“Azrail (a.s) Cenab-ı Hakk’a yalvarıp :”Canların alınması vazifesinde senin kulların bana küsüp benden şikâyette bulunacaklar” demişti. Ona cevaben Cenab-ı Hakk şöyle buyurdu: “Senin vazifene, hastalıkları ve musibetleri perde yapacağım. Kullarım, vefat sebeplerini senden değil, hastalıklardan ve musibetlerden bilecek, senden şikâyet etmeyecekler” nasıl ki, neticesi ölüm olan hastalıklar, musibetler ve her çeşidiyle kazalar, Hz. Azrail’in yaptığı icraata perde durumundadırlar. Aynen bunun gibi, aslında Azrail (a.s) da, Allah-ü Teâlâ’nın icraatlarına perdedir. Çoğu zaman ölümdeki hikmet, rahmet, güzellik ve maslahat cihetini insanlar göremez. Zahire bakıp itiraz eder, şikâyete başlar. İşte bu gereksiz ve haksız şikâyetlerin Rahmet-i Sonsuz’a gitmemesi için Azrail (a.s) perde konumunda bulunmaktadır.

 

#333

Müşrik ve münafığın kalbi, hikmet, ilham ve feyizden yoksun çorak (verimsiz) toprağa benzer.

 O kalpte yalnızca dikenler ve ayrık otları yani fitne, fesat ve şerler yetişir.

#355

Kader, hikmetle ve adaletle iş görür.

#362

Şehevi kuvvetin orta mertebesi iffet’tir.

Gadabi kuvvetin orta mertebesi şecaattir.

Akıl kuvvetinin orta mertebesi hikmettir.

#453

“Ne zaman aç kaldımsa, kalbimde hikmetten açılmış bir kapı buldum.”

 

#552

Hasan-ı Basri hazretleri buyurdu ki: “Biz öyle kimselere yetiştik ki, onlar sahip oldukları bir hikmeti, sırf şöhret korkusu sebebiyle saklar, kimseye açmazlardı. Eğer onu açmış olsalardı, şüphesiz hem kendileri, hem de arkadaşları faydalandırdı.”

#558

Hatırlıyorum, bir tanıdığım “Niçin namaz kılıyoruz?” diye sormuştu da hemen cevap vermek yerine, başka bir soru ile mukabele etmiştim: “İlletini mi öğrenmek istersin, hikmetini mi?” Şaşırmış, “Bu da ne demek oluyor?” demişti. Şöyle bir açıklama yapmıştım: “İllet, hakiki sebep demektir. Hikmet ise, gözetilen fayda ve menfaat.”

-“Şu halde illeti nedir?”

-“Ya hikmeti?”

-“Saymakla bitmez. Ben, hemen aklıma gelenleri söyleyeyim. Her şeyden önce namaz, cehennem ateşinin kalkanı, kabir azabının siperi ve cennet kapılarının anahtarıdır. Ebedi saadet, onun sonsuza uzanan bir meyvesidir.”

“Namaz kalbe gıda, ruha şifa, bedene sıhhat, vicdana ölçü, akla istikamet, iradeye kuvvet ve duygulara intizam verir.”

“Namaz, hayatı disiplin altına alır, günahlardan korur, manevi kirleri temizler. Ruh, onunla nefes alır, huzur bulur, sükûna erer, Rabbine yönelir. Manevi yükselişin merdivenidir namaz, bütün ibadetlerin özüdür.”

“Ancak bunların hiçbiri olmasaydı bile, ben namazımı yine kılacaktım. Çünkü faydalar teşvik edici olabilir, fakat asla hakiki sebep olamaz. Önce istenilmez, belki sonra verilir.”

O zaman söyleyemedim, dostuma şunları da söylemek isterdim:

“Namaz imanımın ifadesidir, acizliğimin, zayıflığımın, çaresizliğimin, kısacası kulluğumun itirafıdır.”

“Namaz, gözümün nuru, gönlümün gözbebeğidir. Dünyam onunla aydınlandı, hakikati onun ışığıyla gördüm, diğer varlıkların ibadetlerini onun ilhamıyla bildim.”

“Secdedeki zilletimde izzetimi bulmuşum. Allah’a baş eğişim, başkasına baş eğmeyeceğime dair yeminimdir. Alnım yeri öperken, ruhum da beni sayısız nimetlerle yaşatan rahmet elini öpmektedir.

Namazda ben âlem olurum, âlem de ben olur. Yüce divanda kâinatın sözcülüğünü ederim. Dilsiz varlıklar, benim dilimde dile gelir.”

“Seccade tahtım, secde saltanatım… Ve kulluğum sultanlığımdır.”

#819

 

Arapların ilk filozofu olan meşhur Kindî’ye talebeleri:
“Ey filozof, bize şu Kur’ân’ın bir dengini yapıver.” demişler. O da:
“Peki, hepsinin değil ama bir kısmının benzerini yapayım.” demiş. Bir kenara çekilip günlerce çalışmış, sonra da çıkıp şöyle demiş:
“Vallâhi buna ne bizim kudretimiz yetecek ne de başka birinin! Mushaf’ı açtım, karşıma Mâide Sûresi çıktı, baktım ahde vefâyı emretmiş, sözden dönmeyi yasaklamış, bir umûmî tahlilde bulunmuş, sonra bir istisnâ yapmış, sonra da kudret ve hikmetinden haber vermiş ve bütün bunları iki satıra sığdırmış, bunu ise hiç kimse ciltlerle yazı yazmadan ifâde edemez!”

#898

Gençliğimde Abadan'a gitmiştim. Cüzzamlı ve kör bir adamla karşılaştım. Sarası tutmuş, karıncalar vücuduna üşüşmüş etini yiyorlardı. Başını kaldırdım, kucağıma aldım, ayılıp, kendisi ile konuşmayı bekledim. Ayılınca; "Benimle Rabbim arasına giren bu boş adam kimdir? Rabbim beni parça parça yapsa, benim O'na ancak sevgim artar." dedi. Bundan sonra artık kul ile Allah arasında gördüğüm hiç bir hikmeti merak edip de, niçin böyle oluyor? Demedim.

#1133

Bayezid-i Bistami kırk beş kere hacca gitmişti. Bir gün Arafat Tepesinde oturuyordu. Nefsi ona; "Bâyezîd! Senin bir benzerin var mıdır? Kırk beş defa haccettin ve binlerce defa hatmetme bahtiyarlığına eriştin" diye fısıldadı. Bu ses onu üzdü. Derhâl toparlandı ve oradaki mahşerî kalabalığa;
Kim benim kırk beş defa yapmış olduğum haccı bir ekmeğe satın alır? diye sordu.
Bir adam başını kaldırıp;
Ben alırım, dedi ve ekmeği uzattı.
Bayezid-i Bistami aldığı ekmeği orada bulunan bir köpeğin önüne attı. Sonra işini bitirip, yol hazırlığı yaparak, Rum diyarına doğru yola çıktı. Günlerce gittikten sonra bir rahip ile karşılaştı. Rahip, Bayezid-i Bistami'nin elini tutup, evine misafir götürdü. Evinde ona bir oda verdi. Bayezid-i Bistami kendisine ayrılan bu odada ibadete başladı ve kalbini Allahü teâlâya çevirdi. Rahip her gün onun yiyeceğini sabah akşam getirip önüne koyardı. Bu hal bir ay devam etti. Bayezid-i Bistami daha sonra nefsine dönerek;
Ey nefis! Seni kırmak istiyorum, fakat Sen o kadar kötüsün ki kırılmıyorsun, dediği sırada râhip içeri girdi ve;
İsmin nedir?" diye sordu.
O da;
Bâyezîd! Cevabını verdi.
Rahip;
Ne güzel adamsın. Keşke Mesih’in kulu olmuş olsaydın!" deyince, bu sözler Bayezid-i Bistami'ye ağır geldi ve evi terk etmek isterken rahip;
Bizim burada kırk günü tamamla, öyle git. Çünkü bizim büyük bir bayramımız var, onu görmeni çok arzu ediyorum. Aynı zamanda çok değerli bir vaizimiz, sadece bu günlerde bir defa konuşur. Onu dinlemeni istiyorum, deyince, bu teklifi kabul ederek, kırk gün kalmaya râzı oldu.
Kırkıncı gün geldiğinde rahip odaya girerek;
Buyurun dışarı çıkalım, bayram günümüz geldi, dedi.
Bayezid-i Bistami dışarı çıkmak için hazırlandı. Fakat rahip ona;
Siz bu kıyâfetle nasıl bin kadar râhibin arasına gireceksiniz? Bu yüzden üzerindeki elbiseyi çıkarıp, şu rahip elbiselerini giy ve boynuna İncil'i as! dedi.

Bu teklif ona çok ağır gelmesine rağmen, bunda da bir hikmet vardır diyerek rahibin getirdiği giysileri giydi. Rahiplerin arasına katıldı. Hiç kimsenin dikkatini çekmedi. Biraz ilerledikten sonra rahiplerin en büyüğü geldi. Fakat konuşmuyordu. Niçin konuşmadığı sorulduğunda;
Nasıl konuşabilirim, aranızda bir Muhammedî var! diye cevap verdi.
Halk ve rahipler galeyana gelerek;
Onu göster parçalayalım." diye bağrıştılar.
Başrahip;
Hayır, yemin ederim ki söylemem, ancak ona dokunmayacağınıza söz verirseniz, onu size tanıtabilirim, dedi.
Bunun üzerine rahipler ve halk, Muhammedî olan zâta dokunmayacaklarına dâir yemin ettiler.
Başrahip;
Allah için ey Muhammedî! Ayağa kalk ve kendini göster, diye seslenince, Bayezid-i Bistami ayağa kalktı.
Baş râhip;
Adın ne? diye sordu.
Bâyezîd! Cevabını verdi.
Tahsil gördün mü? diye sorunca;
Rabbim öğrettiği kadar bir şeyler biliyorum, dedi.

Bunun üzerine râhip;
O hâlde bana şu hususları cevaplandır: İkincisi olmayan biri, üçüncüsü olmayan ikiyi, dördüncüsü olmayan üçü, beşincisi olmayan dördü, altıncısı olmayan beşi, yedincisi olmayan altıyı, sekizincisi olmayan yediyi, dokuzuncusu olmayan sekizi, onuncusu olmayan dokuzu, on birincisi olmayan onu, on ikincisi olmayan on biri, on üçüncüsü olmayan on ikiyi söyle bunlar nelerdir?
Bayezid-i Bistami başrahibe;
Beni iyi dinle! İkincisi olmayan bir, eşi-ortağı, dengi ve benzeri olmayan Allah-ü Teâlâ’dır. Üçüncüsü olmayan iki, gece ve gündüzdür. Dördüncüsü olmayan üç, üç talâktır (boşamadır) Beşincisi olmayan dört; Tevrat, Zebûr, İncîl ve Kur'ân-ı Kerîm’dir. Altıncısı olmayan beş, beş vakit namazdır. Yedincisi olmayan altı göklerin ve yerin yaratıldığı altı gündür. Sekizincisi olmayan yedi, yedi kat göktür. Dokuzuncusu olmayan sekiz, kıyamet günü Arş'ı taşıyacak sekiz melektir. Onuncusu olmayan dokuz, kadının dokuz ay hamilelik müddetidir. On birincisi olmayan on, Musa (a.s)’ın  Şuâyb peygambere on yıl çobanlık etmesidir. On ikincisi olmayan on bir, Yusuf peygamberin on bir kardeşidir. On üçüncüsü olmayan on iki, on iki aydır." dedi.
Rahip tebessüm ederek;
Doğru söyledin. Şimdi de bana, havadan ne yaratıldı, havada ne muhafaza olundu ve kim hava ile helâk edildi? Bunlardan haber ver, dedi.
Bayezid-i Bistami;
İsa peygamber havadan yaratıldı, havada muhafaza edildi. Âd kavmi hava ile helâk edildi, diye cevap verdi.
Rahip;
Doğru söyledin. Kim ateşten yaratıldı, kim ateşten korundu ve kim ateş ile helâk oldu?" diye sordu.
O da;
İblis ateşten yaratıldı. İbrahim aleyhisselâm ateşten korundu. Ebû Cehil ateş ile helâk oldu, dedi.

Rahip tekrar;
Taştan kim yaratıldı, taş içinde kim korundu ve taş ile kim helâk oldu? dedi.
Bayezid-i Bistami;
Sâlih peygamberin devesi taştan yaratıldı. Eshâb-ı Kehf taş içinde korundu ve Ebrehe ve ordusu taş ile helâk edildi, cevabını verdi.
Rahip;
Doğru söyledin. Âlimler, Cennet'te dört nehir vardır, biri baldan, biri sütten, biri sudan, biri de şaraptandır. Ayrı ayrı olan bu dört nehir aynı kaynaktan akıyormuş, diyorlar. Bunun dünyada bir örneği var mıdır? diye sordu.
Evet vardır. İnsanın başından dört nehir akar. Kulak yağı acıdır. Göz yağı tuzludur. Burun suyu ayrı bir tat taşır. Ağızdan gelen su tatlıdır, cevabını verdi.
Rahip yine;
Doğru söyledin. Cennet ehli yer içer fakat abdest bozmaz, su dökmez. Bunun dünyada bir benzeri var mıdır? diye sorunca;

Evet vardır. Ana rahmindeki cenin yer içer fakat dışkısı yoktur, cevabını verdi.
Râhip;
Doğru söyledin. Cennet'te Tûbâ ağacı vardır. Cennet'te hiç bir saray, hiç bir köşk yoktur ki, bu ağacın dalına dokunmasın. Bunun dünyada bir örneği var mıdır?" diye sordu.

Evet vardır. Güneş sabahleyin doğunca böyle değil midir? Cevabını verdi.
Rahip;
Doğru söyledin. Şimdi şunları cevaplandır: Bir ağaç vardır, on iki dalı bulunmakta, her dalında otuz yaprak ve her yaprakta beş çiçek yer almakta, bunlardan ikisi güneşe, üçü karanlığa bakmaktadır. Bu ağaç nedir?" deyince:

Ağaç bir yılı temsil eder. On iki dalı, on iki ay, her daldaki otuz yaprak, günleri, her yapraktaki beş çiçek de, beş vakit namazı temsil eder, cevabını verdi.
Son olarak râhip şöyle sordu:
Bana şu kimseden haber ver. Hacca gitmiş, tavaf yapmış ve o makamlarda bulunmuştur. Fakat onun ne ruhu vardır ne de hac kendisine vâcibdir?"
Bayezid-i Bistami;

Nûh peygamberin gemisidir." dedikten sonra, râhibe; "Ey râhip! Birçok sorular sordun. Biz onları cevaplandırmaya çalıştık. Müsaade ederseniz benim de sorularım var. Fakat ben bir sorudan başka sormayacağım. O da şudur:

Cennet'in anahtarı nerededir? Cennet kapılarının üzerinde ne yazılıdır?
Rahip sustu ve cevap vermekten kaçındı. Diğer râhipler bu duruma bozuldular ve;
Ey büyüğümüz mağlup mu oluyorsun? dediler.
O da;
Hayır mağlup olmak istemiyorum, deyince;
Peki öyleyse niçin cevap vermiyorsun, dediklerinde;
Şayet cevap verirsem benim cevabıma katılır mısınız? dedi.
Bunun üzerine hepsi birden söz verdiler.
Rahip;
Dinleyin, şimdi cevap veriyorum. Cennet'in anahtarı ve kapılarının üzerinde yazılı olan ibare; Lâ İlâhe İllallah Muhammedün Resûlullahdır." deyip müslüman oldu. Diğer rahipler de hep bir ağızdan Kelime-i şehâdeti getirip müslüman oldular. Bayezid-i Bistami de onların yanında bir süre kalıp İslâmiyeti öğretti. Böylece onun buraya gitmesinin hikmeti anlaşıldı.

#1538

Lokman Hekim bir oğluna şöyle der;

“Oğul, miden dolduğu vakit tefekkür uyur, hikmet kaybolur ve azalar ibadet etmekte tembelleşir.”

#1640

Erzurumlu İbrahim Hakkı k.s. hazretlerinin mürşidi İsmail Fakirullah k.s. ona şu şekilde tavsiyelerde bulunur:

Molla İbrahim! Allah Teâlâ’yı bulan, O’nun azabından kurtulur.

İbrahim! Her şey Allah’tandır ve her şey O’nun içindir.

Allah Teâlâ’yı seven kimse, Kur’an-ı Kerim okumayı sever ve onunla amel eder. Kur’an-ı Kerim’i okumak insan ruhunun gıdasıdır.

İbrahim! Allah Teâlâ’yı seven, habibi Hz. Muhammed’e s.a.v.’e tabi olur, O’nun sünneti ile amel eder ve O’nu sever. Allah Rasulünü seven O’na çokça salavat getirir ve O’nun hadislerini okur.

İbrahim! Dünya çocuk oyuncağıdır, hayalden ibarettir, noksandır, boş bir rüyadır. Allah ise bakidir.

İbrahim! Yemeyi ve içmeyi Allah için azaltmak sıhhat ve rahatlıktır. Uykuyu azaltmak ise huzur verir.

Susmak, gereksiz yere konuşmamak, açık bir hikmet ve güzel bir haslettir.

Molla İbrahim! Sabrın başı çok acı, sonu bal gibi tatlıdır.”

#1647

Gerçek âlimleri arayıp bulmamız gerekiyor. İşte onları fark ettiren bazı alametler:

1-Gerçek âlimler ilimleriyle amel ederler. Sünnet-i seniyyeye titizlikle riayet eder. İstikamet üzere olurlar.

2-İnsanlar onları gördüklerinde Allah’ı hatırlar. Ciddi, mahzun ve ağırbaşlıdırlar. Halleri ile meclislerinde bulunanları şüpheden yakîne, riyadan ihlâsa, dünyaya rağbetten zühde, benlikten alçakgönüllülüğe, düşmanlıktan dostluğa sevk ederler.

3-Sükût etmeyi konuşmaktan daha çok sever, cedelden kaçınır, insanlara taati ve kalpleriyle meşgul olmayı tavsiye ederler.

4-Fetva hususunda tedbirlidirler. Acele etmez, ağır ve çekingen davranırlar. Dinin ana kaynaklarından dayanak bulmuşlarsa cevap verir, aksi halde “bilmiyorum” derler. Eğer kendi ictihat veya reyi sorulursa, daha iyi bilenlere havale ederler.

5-Sahip oldukları ilmi emanet bilir, ona en küçük bir leke bulaştırmadan, gölge düşürmeden kendisinden sonra gelenlere aktarmanın endişesini taşırlar.

6-İlmiyle dünyalık peşinde koşmaz, dünya hayatını iktisat üzere yaşarlar.

7-Kendi sahaları dışında kalan makbul ilimleri küçümseyip yermezler.

8-İnsanları Rabbinin yoluna, salih ameller işleyerek, hikmetle, güzel öğütlerle çağırırlar.

9-Bir ortamda dinin yanlış ve çirkin saydığı bir şey varsa oraya girmez, oradaki faaliyete katılmazlar.

#1674

Sadi-i Şirazî Hazretleri Gülistan’da diyor ki:

Musa Aleyhisselam, yeterli elbisesi olmadığı için kumun içine gizlenmiş bir fakir gördü. Adamcağız: “Ya Musa, bana dua ediver. Cenab-ı Hak bana bolca dünyalık versin. Çünkü zaruretten bitip tükendim.” dedi. Musa Aleyhisselam ona dua etti. Hak Teâlâ o yoksula dünyalık ihsan etti. Bir zaman sonra Musa Aleyhisselam Allah’a yalvarıştan dönüp geliyordu. Gördü ki o yoksul yakalanmış, etrafında kalabalık bir halk toplanmış.

Musa Aleyhisselam: “Bu ne iştir?” diye sordu. Dediler ki: “Bu adam şarap içmiş, kavga etmiş ve birini öldürmüş. Şimdi onu kısas olarak idama götürüyorlar.” Musa Aleyhisselam, Yüce Yaratıcı’nın hikmet ve adaletini bir kez daha ikrar ve kendi tavrı için istiğfar etti. Sonra da: “Allah, kullarına rızkı pek bol verseydi, yeryüzünde azgınlık yaparlardı.” mealindeki ilahi kelamı dile getirdi. Kedinin kanadı olsaydı dünyadan serçenin neslini kaldırırdı. Seni zengin etmeyen Allah, sana layık olanı senden daha iyi bilir.

#1739

İmam Gazali Hazretleri şöyle buyurmuştur: '' Ey aziz kişi, bilki bedenin her bir parçası kendisine verilen işi yapması içindir. İşini yapmaması, yapamaması onu hasta eder. İşini yarım yapmak, doğru yapmamakta rahatsızlığa yol açar. Bunlardan biri olan kalp vücudun en önemli organıdır. Onun işi Allah'ı bilmek, O’nu sevmek, insanı ibadete, kulluğa sevk etmektir. Kalp sevgi için yaratılmıştır. Bedenin bir organı olarak vücuda kan pompalamakla beraber, içinden nurani bir bağla Allah'ın emr ve letaif alemine bağlıdır. bilgi, ilim, marifetullah onunla bilinir. Marifetullah dört şeyi bilmekle olur:

Dünyayı bilmekle, ahireti bilmekle, nefsi bilmekle, Allah'ı bilmekle... bütün bu bilgi insanı kulluğa götürür. Rabbine ibadet eden bir insan yapar. Allah’ın zikrinden gafil olmamak, Allah’tan bir nefes ayrılmamak lazım gelir. Allah-ü Teâlâ hazretleri:

 ''Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etmeleri için yarattım'' ( Zariat, 56)buyurmaktadır. Yüce bir iş için yaratıldık. Bu işi yapmanın ücreti ebedi bir ödül. İşi nasıl yapacağımızın rehberide Kur'an ve Resulullah (s.a.v) efendimizin işleri ve sözleri. bunlara ittiba etmeden, uymadan kulluk olmaz.) Görevimizi başarıyla tamamlayabilmemiz için en büyük desteğimiz, yardımcımız ise Allah'ın izniyle kalbimizdir. onun hikmet ve marifetiyle hayvandan ayrılırız. İnsan bu hikmet kaynağından destek alıp ibadet etmezse hayvanlıkta kalır.

#1986

Açlık buluttur. Kul acıktığı zaman,  bulut yağmuru yağdırdığı gibi kalb de hikmeti yağdırır.

Bayezid-i Bestami

Ne zaman aç kaldımsa kalbimde hikmetten açılmış bir kapı buldum.

Şibli

Karnınızı tıka basa doyurmayınız. Zira mideyi doldurmak, kalbinizdeki hikmet nurunu söndürür.







Etiketler