su güzel sözler, aşk sözleri, dini güzel sözler







      Diğer Sitelerimiz

25000 Veciz Söz

#16

Ne zaman bir yağmur bulutu görsem, aklıma, orta büyüklükteki bir yağmur bulutunun içinde 300 bin ton su taşıdığı gelir…

Öyle pamuk gibi yumuşacık, tüy gibi hafif gözüken bulutların, aslında yüz binlerce ton ağırlığında olmalarına rağmen, gökyüzünde, düşmeden ipsiz ve direksiz durdurulmalarını ibretle seyrederim…

Ve rüzgârın önüne katılıp, ormanlardan yaylalara, bağlardan bahçelere, köylerden şehirlere, ülkelerden kıtalara taşınmalarını, dağları, derin puslu vadileri, geniş düz ovaları ve engin mavi denizleri aşmalarını hayal ederim…

Yüz binlerce ton suyu, dünyanın bir köşesinden, bir başka köşesine, gürültüsüz patırtısız alıp götürülmesine hayret ederim…

İşte size Allah-ü Teâlâ’nın güç, kudret ve azametine gösterilebilecek eşsiz bir örnek daha… 

#54

Nemrut, hazırlattığı devasa odun yığınında Hz. İbrahim’i (a.s.) ateşe attırır; tam o sırada minnacık bir serçe belirir, ateşin üstünde gagasındaki bir damla suyu alevlerin üzerine bırakır.

Serçeye sorarlar:

“Be hey gafil, bir damlacık su koskoca ateşe ne yapar ki?”

Serçe cevap verir:

“Bir şey yapmayacağını ben de biliyorum ama hiç değilse tarafım bilinsin istedim.”

#143

Ayaklarımız belki de vücudumuzun en önemli organlarından biridir.  Ayaklarımızın ufak bir rahatsızlığında dahi hayatımız zehir olmaktadır. Ayaklarımızda 26 kemik, 33 eklem, 100’den fazla bağ ve kas dokusu bulunmaktadır. Vücut yükünün taşınabilmesi için bunların birbiriyle uyumlu olması gerekmektedir.

Eklemleri birbirine bağlayan bağlar, mükemmel bir esneme potansiyeline sahiptir. Bu bağların boyu 1 mm bile uzun olsa, hayatımız boyunca yorgun bacaklar ve ağrılı ayaklarla dolaşacak, namaz gibi bir ibadeti de yapamayacaktık.

Allah-ü Teâlâ'nın sonsuz güç, kudret ve azametine gösterilebilecek eşsiz bir örnek daha.

#201

Maddi olanaklara sahip olduğu halde paylaşma duygusundan mahrum kalmış insanlar zavallıdır.

#232

Takva, kulun Rabbiyle arasındaki sevgiyi yıpratmaktan korkusudur. O yakacak diye korkmaktır. Çünkü yanmanın en büyüğü onun sevmemesidir.

#287

Ahiret arzusu ve sevgisi bir kalpte bulununca, dünya gelip onu sıkıştırmaya ve yerini almaya çalışır. Fakat bir kalpte dünya sevgisi yer etmiş ise, ahiret arzusu gelip yerini almak için onunla mücadele etmez. Zira ahiret izzet ve şeref sahibi, dünya ise değersiz ve alçaktır.

#552

Hasan-ı Basri hazretleri buyurdu ki: “Biz öyle kimselere yetiştik ki, onlar sahip oldukları bir hikmeti, sırf şöhret korkusu sebebiyle saklar, kimseye açmazlardı. Eğer onu açmış olsalardı, şüphesiz hem kendileri, hem de arkadaşları faydalandırdı.”

#610

Allah’tan korkusu olmayanı,  Allah her şeyle korkutur.

#621

Bizanslılar, İstanbul’un muhasarasında kullandıkları mancınıklarla Türk ordusu üzerine demir parçaları atıyor ve bazı askerler de onlardan korunmak için yere yatıyordu. Bunu gören Fatih’in gür sesi işitildi:

“Putperestler! Demir parçasına secde mi ediyorsunuz?

Yaptıkları hatayı anlayıp yerden kalkan ve “Allah Allah” deyip hücuma geçen Türk askerini artık hiçbir şey durduramadı.

#694

Osmanlı ordusunun silahlarının elinden alındığı, düşman filolarının Çanakkale Boğazı’nı aşıp İstanbul’a dayandığı felaketli bir dönemde halife sıfatıyla Osmanlı tahtında Sultan Vahdettin bulunuyordu. Osmanlı askeri olarak, şahsını korumak için bırakılmış olan tek taburu Ayasofya Camii’ne göndererek şu emri vermişti:

“Aziz İstanbul’un fethinin sembolü olan Ayasofya’ya çan takmak isteyenlere ateş ediniz.”

 

#750

Unutulmasın ki; kendisini kaf dağındaki kar gibi yüksekte sananlar, bir gün eriyip, çamurlu su olarak ayaklar altına sızarlar…

#859

Bennân-ı Hammâl Hazretleri buyurdu ki:
"Tövbe iki çeşittir. Biri avâmın tövbesi, biri de havâsın tövbesidir. Avâmın tövbesi günahlardan tövbedir. Havâsın tövbesi ise gafletten tövbedir. Avâm ile havâsın, tövbelerinde fark vardır. Avâm, günahlardan ve kötülüklerden tövbe eder. Havâs ise bunları zaten işlemez. Fakat onların tövbesi yanılmaktan, gaflete düşmekten ve yaptığı ibadet ve tâatı sebebiyle kendini beğenme korkusundan tövbedir.

 

#1015

Hz. Ali (r.a) şöyle demiştir: “Bir ihtiyacı için yanına gelen din kardeşine yardım etmeyen ve kendisini hayır işlemeye ehil görmeyen kimseye şaşarım! Sevap beklentisi ve azap korkusu olmasa dahi, bu kimsenin güzel ahlaka uygun davranmaya bakması gerekir. Zira bu, kişiyi kurtuluş yoluna götürür.”

#1050

Süleyman (a.s) insan ve cinden meydana gelen ordusu ile kuşlar da başı üzerinde gölge ederek giderken karşılaştığı bir âbid dedi ki:

-Ey Dâvud aleyhisselâmın oğlu, Allah-ü Teâlâ sana ne muazzam bir mülk vermiştir. Süleyman (a.s), cevaben:

-Müminin amel defterindeki bir tesbih bu mülkten daha iyidir. Bu mülk kalmaz. Fakat o tesbih kalır, buyurdu.

#1139

Bir gece, bazı kimseler hazret-i Bâyezîd'in nasıl ibadet yaptığını, neler söylediğini işitmek için penceresinin altında dinlemeye başladılar. Seher vakti olduğunda bütün kalbiyle "Allah" dedi. Sonra düşüp bayıldı. Bayılmasının sebebi sorulduğunda; "Sen kim oluyorsun? Senin haddine mi düştü ki ismimi ağzına alıyorsun? şeklinde bir nidâ gelir diye çok korktum da onun için bayılmışım." buyurdu.

#1204

Üç kimse şeytanın ve askerinin şerrinden korunmuştur. Onlar da, gece gündüz çok zikir edenler, seherlerde kalkıp istiğfar edenler ve Allah-ü Teâlâ’nın korkusundan ağlayanlardır.

#1233

Bir gün Nemrut, İbrahim aleyhisselamı ateşe atmaya karar verir. O kadar büyük bir ateş yakar ki bu sefer kendisi ateşe yaklaşamaz. Bir mübarek zat, bakmış bir karınca ağzına su alıyor, uzaktan getiriyor ateşi söndürmek için. Fakat yaklaşamıyor, yakın bir yere bırakıyor. Evliya zat sormuş:
Ne yapıyorsun sen?
Karınca, demiş ki:
Sorma, Allah'ın Peygamberini yakacaklar. Ateşi söndürmeye çalışıyorum. 
O zat sormuş: 
Senin bu küçük cüssenle taşıdığın bir damla su ile bu koca ateş söner mi? 
Vallahi Cenab-ı Allah herkese gücüne göre hesap sorar. Benim gücüm bu kadar. 
Öbür taraftan bir yılan da devamlı ateşi körüklüyor. Demiş ki : 
Böyle ne yapıyorsun?
Yılan demiş ki :
Bugün bayram! Bir Peygamber yanacak.
Bu da gücü nispetinde elinden gelen kötülüğü yapmaya çalışıyor.
Demek ki yüce Allah hayvanları nasıl iki grupta yaratmışsa, insanları da iki grupta yaratmış :
Birisi ateşi körükleyenler, diğeri ateşi söndürenler. 
Cenab-ı Hak bizi ateşi söndürenlerden eylesin!

#1246

Hazret-i Ömer, hilafeti zamanında Hımıs ileri gelenlerine bir mektup yazıp, çevredeki fakirlerin kendisine bildirilmesini isteyerek yardım edeceğini bildirdi. Hımıslılar Şam ve civarında bulunan fakirlerin bir listesini Halife Hazret-i Ömer'e arz ettiler. Hazret-i Ömer gelen listeyi açıp baktığında listenin başında kadı olarak tayin ettiği Sa'd bin Amir'in ismini görüp listeyi getirenlere hâkiminin mali durumunu sordu. Onlar; “Hâkimimiz hakikaten gayet fakirdir. Elinde avucunda olanı fakir fukaraya dağıtıyor, rüşvet olacağı korkusundan, bizim de en küçük bir hediyemizi bile kabul etmiyor” dediler. 
Hazret-i Ömer sordu: 
Allah'tan bu kadar korkan hâkiminizin hoşunuza gitmeyen tarafları da var mı?
Evet diyerek kusurlarını şöyle sıraladılar: 
1- Vazifesine sabah namazından sonra başlaması gerekirken kuşluk vakti başlıyor. 
2- Evine çekilir aramıza girmez. 
3- Haftada bir gün, evinden dışarı bile çıkmaz. Kapısı arkasından kilitlidir.
Hazret-i Ömer, onlara bir kısım erzak ve giyecek vererek gönderdi. Hâkim Sa'd bin Amir'i de bunların sebebini öğrenmek üzere huzuruna davet etti. 
Hâkim, Hazret-i Ömer'in huzuruna gelince durumu anlattı:
Birinci kusurum; ailem hasta olduğundan evin bütün işlerini bizzat kendim görüyorum ve bu sebepten vazifemin başına ancak kuşluk vakti gelebiliyorum.
İkincisi ise; akşam olunca gün boyu yaptığım işlerin muhasebesini yapıyor acaba yaptığım işlerde bir kusurum var mı diye onu tetkik ediyorum. 
Üçüncüsü; sırtımdakinden başka giyecek elbisem yoktur. Haftada bir gün giydiğim çamaşırlarımı yıkıyor temizlik işleri ile meşgul oluyorum. Hatta evimde bile üzerime alacak bir elbisem olmadığından yıkadığım çamaşırlarım kuruyuncaya kadar hiçbir kimseyi görüşmeye bile kabul edemiyorum. 
Sa'd bin Amir'in bu izahatı karşısında Hazret-i Ömer çok memnun oldu ve ondan sonra Sad'ı hatırladıkça; “Ah Sa'd ah, Allah korkusu seni ne kadar yüceltmiş” der, onunla iftihar ederdi.

#1246

Hazret-i Ömer, hilafeti zamanında Hımıs ileri gelenlerine bir mektup yazıp, çevredeki fakirlerin kendisine bildirilmesini isteyerek yardım edeceğini bildirdi. Hımıslılar Şam ve civarında bulunan fakirlerin bir listesini Halife Hazret-i Ömer'e arz ettiler. Hazret-i Ömer gelen listeyi açıp baktığında listenin başında kadı olarak tayin ettiği Sa'd bin Amir'in ismini görüp listeyi getirenlere hâkiminin mali durumunu sordu. Onlar; “Hâkimimiz hakikaten gayet fakirdir. Elinde avucunda olanı fakir fukaraya dağıtıyor, rüşvet olacağı korkusundan, bizim de en küçük bir hediyemizi bile kabul etmiyor” dediler. 
Hazret-i Ömer sordu: 
Allah'tan bu kadar korkan hâkiminizin hoşunuza gitmeyen tarafları da var mı?
Evet diyerek kusurlarını şöyle sıraladılar: 
1- Vazifesine sabah namazından sonra başlaması gerekirken kuşluk vakti başlıyor. 
2- Evine çekilir aramıza girmez. 
3- Haftada bir gün, evinden dışarı bile çıkmaz. Kapısı arkasından kilitlidir.
Hazret-i Ömer, onlara bir kısım erzak ve giyecek vererek gönderdi. Hâkim Sa'd bin Amir'i de bunların sebebini öğrenmek üzere huzuruna davet etti. 
Hâkim, Hazret-i Ömer'in huzuruna gelince durumu anlattı:
Birinci kusurum; ailem hasta olduğundan evin bütün işlerini bizzat kendim görüyorum ve bu sebepten vazifemin başına ancak kuşluk vakti gelebiliyorum.
İkincisi ise; akşam olunca gün boyu yaptığım işlerin muhasebesini yapıyor acaba yaptığım işlerde bir kusurum var mı diye onu tetkik ediyorum. 
Üçüncüsü; sırtımdakinden başka giyecek elbisem yoktur. Haftada bir gün giydiğim çamaşırlarımı yıkıyor temizlik işleri ile meşgul oluyorum. Hatta evimde bile üzerime alacak bir elbisem olmadığından yıkadığım çamaşırlarım kuruyuncaya kadar hiçbir kimseyi görüşmeye bile kabul edemiyorum. 
Sa'd bin Amir'in bu izahatı karşısında Hazret-i Ömer çok memnun oldu ve ondan sonra Sad'ı hatırladıkça; “Ah Sa'd ah, Allah korkusu seni ne kadar yüceltmiş” der, onunla iftihar ederdi.

#1309

Sehl b. Abdullah (k.s) imanın kemalinin ilme, ilmin kemalinin de Allah korkusuna bağlı olduğunu söylemiştir.

#1314

Hz. Ebu Bekir (r.a) harama düşme korkusuyla yetmiş tane helali terk ettiğini söylemiştir.

#1324

İman aynı zamanda insandaki yalnızlık duygusunu gideren bir hususiyete de sahiptir. İman vasıtasıyla Allah’ı dost edinen insan, sıkıntılı durumlarda Ona sığınarak yardımına müracaat eder. Zaten ihtiyacı olduğunda insana yardım edecek yegâne kudret sahibi, bütün varlığa hükmü geçen, biricik sığınılacak yer, Onun dergâhı değil midir? İşte imanın yalnızlık duygusunu gidermesi, onu bunalım ve intihara karşı koruyan bir unsurdur.

#1324

İman aynı zamanda insandaki yalnızlık duygusunu gideren bir hususiyete de sahiptir. İman vasıtasıyla Allah’ı dost edinen insan, sıkıntılı durumlarda Ona sığınarak yardımına müracaat eder. Zaten ihtiyacı olduğunda insana yardım edecek yegâne kudret sahibi, bütün varlığa hükmü geçen, biricik sığınılacak yer, Onun dergâhı değil midir? İşte imanın yalnızlık duygusunu gidermesi, onu bunalım ve intihara karşı koruyan bir unsurdur.

#1328

Mümin ölümden korkmaz. Zira ölümü bir hiçlik ve yokluk kuyusu değil, hakiki hayatın ve ebedi saadetin başlangıç kapısı kabul eder. Dünyada kendini misafir bilir. Misafirhane sahibi olan Allah’ın rızası ve izni dairesinde yer, içer ve rahatla yaşar. Misafirlik müddeti bitince de bu misafirhaneden huzurla ayrılıp ebedi mekânına gider. Allah’a inanan ve sevgiyle bağlanan kimse, inançsızlığın verdiği korkunç ızdırap ve elemlerden kurtulur.

#1328

Mümin ölümden korkmaz. Zira ölümü bir hiçlik ve yokluk kuyusu değil, hakiki hayatın ve ebedi saadetin başlangıç kapısı kabul eder. Dünyada kendini misafir bilir. Misafirhane sahibi olan Allah’ın rızası ve izni dairesinde yer, içer ve rahatla yaşar. Misafirlik müddeti bitince de bu misafirhaneden huzurla ayrılıp ebedi mekânına gider. Allah’a inanan ve sevgiyle bağlanan kimse, inançsızlığın verdiği korkunç ızdırap ve elemlerden kurtulur.

#1332

Selman-ı Farisi’nin vefatı sırasında Sa’d bin Ebi Vakkas onu ziyarete gelir ve ağladığını görünce sorar:

Niye ağlıyorsun, ölüm korkusundan mı?

Ölümden korktuğum yok, dünyaya tutkum da yok, diye cevap alınca tekrar sorar:

Öyleyse niye ağlıyorsun?

Der ki:

Ben Allah Resulü’ne bir söz verdim, o sözü yerine getiremediğim için ağlıyorum.

Rasulullah Efendimiz: “Dünyada ancak bir yolcu kadar yük alın. Sırtınıza fazla yük almayın. Çünkü yol yokuş, sonra çıkamazsınız yolda kalırsınız. Dünyaya kıymet verip de mal tutkusuna düşmeyin.” buyurmuştu. Ama şu etrafımdakilere bak, ben ne kadar çok şey edinmişim. Şimdi bunlarla Allah Resulü’nün huzuruna nasıl varacağım?

Sa’d (r.a) diyor ki: “Acaba ne malı var diye baktım. Gördüm ki bir tencere, bir sahan, bir testi, bir bardak, bir de sofradan ibaret. Selman bunları çok görmüş ağlıyor.”

#1332

Selman-ı Farisi’nin vefatı sırasında Sa’d bin Ebi Vakkas onu ziyarete gelir ve ağladığını görünce sorar:

Niye ağlıyorsun, ölüm korkusundan mı?

Ölümden korktuğum yok, dünyaya tutkum da yok, diye cevap alınca tekrar sorar:

Öyleyse niye ağlıyorsun?

Der ki:

Ben Allah Resulü’ne bir söz verdim, o sözü yerine getiremediğim için ağlıyorum.

Rasulullah Efendimiz: “Dünyada ancak bir yolcu kadar yük alın. Sırtınıza fazla yük almayın. Çünkü yol yokuş, sonra çıkamazsınız yolda kalırsınız. Dünyaya kıymet verip de mal tutkusuna düşmeyin.” buyurmuştu. Ama şu etrafımdakilere bak, ben ne kadar çok şey edinmişim. Şimdi bunlarla Allah Resulü’nün huzuruna nasıl varacağım?

Sa’d (r.a) diyor ki: “Acaba ne malı var diye baktım. Gördüm ki bir tencere, bir sahan, bir testi, bir bardak, bir de sofradan ibaret. Selman bunları çok görmüş ağlıyor.”

#1513

Ey gafil! Eğer ilmi Allah rızası için öğrendiysen insanlardan istemeyi kes! Yok, dünya için öğrenmişsen, cennet arzu ve isteğini kalbinden çıkar.

#1559

Şeyh Sa’di Şirazi Hazretleri buyurdu ki:

“İlim, cömertlik ve Allah korkusundan uzak olan insan, anlamsız kuru bir kalıptan ibarettir.”

#1567

Ey gafil insan! Taştan heykeller yapanları alkışlayıp da, bir damla sudan seni yaratan kudret ve hikmet sahibini görmemezlikten, bilmemezlikten gelemezsin.

Alaaddin Başar

#1594

Hak yolcusuna samimiyet ile beraber çok gayret lazımdır.

İbrahim Düsüki r.a.

#1615

Hz. Hasan r.a. anlatıyor:

Bir defasında Hz. Ömer r.a.; “Ki Rabbinin azabı hiç şüphesiz inecektir. Onu defedecek hiçbir şey de yoktur” ( Tur, 7–8 ) mealindeki ayetleri okuyup korkusundan öyle bir iç çekti ki, bu iç çekişi yüzünden yirmi gün hasta yattı.

#1647

Gerçek âlimleri arayıp bulmamız gerekiyor. İşte onları fark ettiren bazı alametler:

1-Gerçek âlimler ilimleriyle amel ederler. Sünnet-i seniyyeye titizlikle riayet eder. İstikamet üzere olurlar.

2-İnsanlar onları gördüklerinde Allah’ı hatırlar. Ciddi, mahzun ve ağırbaşlıdırlar. Halleri ile meclislerinde bulunanları şüpheden yakîne, riyadan ihlâsa, dünyaya rağbetten zühde, benlikten alçakgönüllülüğe, düşmanlıktan dostluğa sevk ederler.

3-Sükût etmeyi konuşmaktan daha çok sever, cedelden kaçınır, insanlara taati ve kalpleriyle meşgul olmayı tavsiye ederler.

4-Fetva hususunda tedbirlidirler. Acele etmez, ağır ve çekingen davranırlar. Dinin ana kaynaklarından dayanak bulmuşlarsa cevap verir, aksi halde “bilmiyorum” derler. Eğer kendi ictihat veya reyi sorulursa, daha iyi bilenlere havale ederler.

5-Sahip oldukları ilmi emanet bilir, ona en küçük bir leke bulaştırmadan, gölge düşürmeden kendisinden sonra gelenlere aktarmanın endişesini taşırlar.

6-İlmiyle dünyalık peşinde koşmaz, dünya hayatını iktisat üzere yaşarlar.

7-Kendi sahaları dışında kalan makbul ilimleri küçümseyip yermezler.

8-İnsanları Rabbinin yoluna, salih ameller işleyerek, hikmetle, güzel öğütlerle çağırırlar.

9-Bir ortamda dinin yanlış ve çirkin saydığı bir şey varsa oraya girmez, oradaki faaliyete katılmazlar.

#1654

Bir gün Kureyşli bir grup, aslen İranlı olan Selman-ı Fârisî r.a. Hazretlerinin yanında asaletleriyle övünmeye başlarlar. Selman-ı Fârisî onları dinledikten sonra der ki:

Benim övünecek bir tarafım yok. Çünkü bir damla sudan yaratıldım. Yine bir cesede dönüşeceğim. Sonra kıyamet günü terazi karşısına gideceğim; eğer sevabım ağır gelirse iyi ve üstün bir insanım, yok hafif gelirse düşük bir insanım.

#1665

Gittikçe kanaat duygusunu kaybeden toplum artık elde ettiğini yeterli bulmamakta, her zaman daha fazlasını istemektedir. Kanaat duygusu kaybolduğu için çoğu zaman kazanılan para, ihtiyaçları karşılamaya yetmemektedir. Televizyonlarda seyredilen şâşâlı yaşantılar, dizilerde gösterilen zengin evleri ve her gün bir yenisi reklamlarda arzı endam eden ürünler insanların yetinme duygularını aşırı derecede örselemektedir. Marka merakı, birkaç ayda bir yenisini alma gibi tatminsizlikler ailenin maddi imkânlarını çok zorladığından ve talepler karşılanmadığından dolayı aile içinde büyük huzursuzluklar baş göstermektedir. Bu kanaatsizliğin son derece vahim bir sonucu olarak eşler birbirini de yetersiz bulmakta, sürekli kıyaslama duygusuyla hareket etmektedir. Oysa başkalarının sahip olduklarına özenmek ve gücünün üstünde, hayatın ona sunduğundan farklı bir yaşam sürmeye çalışmanın varacağı nokta huzursuzluktur. Bu ise aile saadetini kökünden dinamitlemektedir.

#1665

Gittikçe kanaat duygusunu kaybeden toplum artık elde ettiğini yeterli bulmamakta, her zaman daha fazlasını istemektedir. Kanaat duygusu kaybolduğu için çoğu zaman kazanılan para, ihtiyaçları karşılamaya yetmemektedir. Televizyonlarda seyredilen şâşâlı yaşantılar, dizilerde gösterilen zengin evleri ve her gün bir yenisi reklamlarda arzı endam eden ürünler insanların yetinme duygularını aşırı derecede örselemektedir. Marka merakı, birkaç ayda bir yenisini alma gibi tatminsizlikler ailenin maddi imkânlarını çok zorladığından ve talepler karşılanmadığından dolayı aile içinde büyük huzursuzluklar baş göstermektedir. Bu kanaatsizliğin son derece vahim bir sonucu olarak eşler birbirini de yetersiz bulmakta, sürekli kıyaslama duygusuyla hareket etmektedir. Oysa başkalarının sahip olduklarına özenmek ve gücünün üstünde, hayatın ona sunduğundan farklı bir yaşam sürmeye çalışmanın varacağı nokta huzursuzluktur. Bu ise aile saadetini kökünden dinamitlemektedir.

#1665

Gittikçe kanaat duygusunu kaybeden toplum artık elde ettiğini yeterli bulmamakta, her zaman daha fazlasını istemektedir. Kanaat duygusu kaybolduğu için çoğu zaman kazanılan para, ihtiyaçları karşılamaya yetmemektedir. Televizyonlarda seyredilen şâşâlı yaşantılar, dizilerde gösterilen zengin evleri ve her gün bir yenisi reklamlarda arzı endam eden ürünler insanların yetinme duygularını aşırı derecede örselemektedir. Marka merakı, birkaç ayda bir yenisini alma gibi tatminsizlikler ailenin maddi imkânlarını çok zorladığından ve talepler karşılanmadığından dolayı aile içinde büyük huzursuzluklar baş göstermektedir. Bu kanaatsizliğin son derece vahim bir sonucu olarak eşler birbirini de yetersiz bulmakta, sürekli kıyaslama duygusuyla hareket etmektedir. Oysa başkalarının sahip olduklarına özenmek ve gücünün üstünde, hayatın ona sunduğundan farklı bir yaşam sürmeye çalışmanın varacağı nokta huzursuzluktur. Bu ise aile saadetini kökünden dinamitlemektedir.

#1666

Bir gün Süfyan-ı Sevrî k.s. hazretleri, Rabia Adeviyye k.s. hazretlerine:

Herkes kendine göre bir sebeple Allah’a kulluk ediyor (kimi korkudan, kimi cennet isteğinden…), sen hangi sebeple Allah’a kulluk ediyorsun, diye sordu. Rabia Adeviyye şu cevabı verdi:

Ben Allah’a O’ndan korktuğum için kulluk etmiyorum. Böyle olsaydı, sahibinden korktuğu için çalışan kötü hizmetçi gibi olurdum. Cennet sevgisiyle de ibadet etmiyorum. Bu durumda da sahibi kendisine bir şey verince çalışan kötü bir hizmetçi, gibi olurdum. Ben Allah Teâlâ’ya ancak O’nu sevdiğim, O’nun hoşnutluğunu ve vuslatını istediğim için ibadet ediyorum.

#1750

Kabristanlar, rahat yataklarında birkaç yıl sonrasının hesabını yaparken, birkaç saat sonra toprağa yatırılanlarla dolu değil mi?

#1756

İnsanın Allah’a olan imanı ne kadar çok ise, insanlardan korkusu o kadar az olur.

#1777

İslam’da servet emanettir, bir yandan ibadet aracıdır, bir yandan da çetin bir imtihan sorusudur.

#1819

Allah, küçük şeylere büyük görevler yükler, gurura kapılanlara dersi, en acizlerle verir.

Aczini öğrenmemiş miydi, bir sivrisinekten Nemrud? Kabil almamış mıydı, ilk dersi bir kargadan?

Ebabil kuşları, Kâbe’yi yıkmak için gelen Ebrehe ordusuna, küçük gagalarıyla nasıl fırlatıyordu, küçük kızgın taşları!

Ya Sevr Mağarası’ndaki olay?

Örümcek ağı ile bir çift güvercin, küfrün gözlerini etmemiş miydi kör?

#1819

Allah, küçük şeylere büyük görevler yükler, gurura kapılanlara dersi, en acizlerle verir.

Aczini öğrenmemiş miydi, bir sivrisinekten Nemrud? Kabil almamış mıydı, ilk dersi bir kargadan?

Ebabil kuşları, Kâbe’yi yıkmak için gelen Ebrehe ordusuna, küçük gagalarıyla nasıl fırlatıyordu, küçük kızgın taşları!

Ya Sevr Mağarası’ndaki olay?

Örümcek ağı ile bir çift güvercin, küfrün gözlerini etmemiş miydi kör?

#1823

Kaptan Kusto niçin Müslüman olduğunu şöyle açıklar:

“Bir buluşumun 1400 yıl önce Kur’an’da yazıldığını gördüm”

Kusto, “Atlas Okyanusu ile Akdeniz’in sularının birbirine karışmamasının nedenini bulduk. Ancak, bunu 1400 sene önce Kur’an-ı Kerim dosdoğru açıklıyordu. Bu bana Kur’an-ı Kerim’in Allah kelamı olduğunu anlattı” dedi.

Kaptan Kusto’nun Müslüman olmasına neden olan olay Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatıyor:

Furkan Suresi 53. ve 54. ayetler

“Birinin suyu tatlı ve serinletici, diğerininki tuzlu ve acı olan iki deryayı salıverip, aralarına da karışmalarına engel olan bir set koyan Allah’dır. İnsanı sudan yaratarak, ona soy sop veren O’dur. Rabbin her şeye kadir’dir.  

 

#1823

Kaptan Kusto niçin Müslüman olduğunu şöyle açıklar:

“Bir buluşumun 1400 yıl önce Kur’an’da yazıldığını gördüm”

Kusto, “Atlas Okyanusu ile Akdeniz’in sularının birbirine karışmamasının nedenini bulduk. Ancak, bunu 1400 sene önce Kur’an-ı Kerim dosdoğru açıklıyordu. Bu bana Kur’an-ı Kerim’in Allah kelamı olduğunu anlattı” dedi.

Kaptan Kusto’nun Müslüman olmasına neden olan olay Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatıyor:

Furkan Suresi 53. ve 54. ayetler

“Birinin suyu tatlı ve serinletici, diğerininki tuzlu ve acı olan iki deryayı salıverip, aralarına da karışmalarına engel olan bir set koyan Allah’dır. İnsanı sudan yaratarak, ona soy sop veren O’dur. Rabbin her şeye kadir’dir.  

 

#1823

Kaptan Kusto niçin Müslüman olduğunu şöyle açıklar:

“Bir buluşumun 1400 yıl önce Kur’an’da yazıldığını gördüm”

Kusto, “Atlas Okyanusu ile Akdeniz’in sularının birbirine karışmamasının nedenini bulduk. Ancak, bunu 1400 sene önce Kur’an-ı Kerim dosdoğru açıklıyordu. Bu bana Kur’an-ı Kerim’in Allah kelamı olduğunu anlattı” dedi.

Kaptan Kusto’nun Müslüman olmasına neden olan olay Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatıyor:

Furkan Suresi 53. ve 54. ayetler

“Birinin suyu tatlı ve serinletici, diğerininki tuzlu ve acı olan iki deryayı salıverip, aralarına da karışmalarına engel olan bir set koyan Allah’dır. İnsanı sudan yaratarak, ona soy sop veren O’dur. Rabbin her şeye kadir’dir.  

 

#1823

Kaptan Kusto niçin Müslüman olduğunu şöyle açıklar:

“Bir buluşumun 1400 yıl önce Kur’an’da yazıldığını gördüm”

Kusto, “Atlas Okyanusu ile Akdeniz’in sularının birbirine karışmamasının nedenini bulduk. Ancak, bunu 1400 sene önce Kur’an-ı Kerim dosdoğru açıklıyordu. Bu bana Kur’an-ı Kerim’in Allah kelamı olduğunu anlattı” dedi.

Kaptan Kusto’nun Müslüman olmasına neden olan olay Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatıyor:

Furkan Suresi 53. ve 54. ayetler

“Birinin suyu tatlı ve serinletici, diğerininki tuzlu ve acı olan iki deryayı salıverip, aralarına da karışmalarına engel olan bir set koyan Allah’dır. İnsanı sudan yaratarak, ona soy sop veren O’dur. Rabbin her şeye kadir’dir.  

 

#1841

Ar duygusu, Cenab-ı Hakk’ın bizlere bahsettiği bir alarm sistemi, bir erken uyarı nimetidir. Çıplaklıkta, edep yerlerinin teşhirinde ısrar ve bundan dolayı utanmamak, ar perdesinin bir daha tamir edilmeyecek biçimde yırtıldığına işarettir. 

#1856

Bediüzzaman’ın ağzıyla soruyoruz:

İdama mahkûm birisi, zindanın süslenmesinden zevk alabilir mi? Ebedi bir aşk isteyen bir kalbi, fani sevgiler tatmin edebilir mi? Dünya kadar bir cennetle ancak tatmin olan bir ruh, bazen suyu,elektriği bile kesilebilen uyduruk villalarla kandırılabilir mi?

“Madem bu dünya geçici bir imtihan meydanıdır, imtihanda rahat olmaz” deyip geçici sıkıntıları, zahmetleri hoş karşılar. “Bu dünya bir karalama defteridir” der, düzeltemediği pislik ve karışıklıklarla zihnini bulandırmaz, kendi amel defterini temiz tutmakla meşgul olur. “Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler” der, pencerelerden seyreder, içlerine girmez. Günah, gaflet ve isyana düşmüşse bile “Allah’ın rahmetinden ümit kesilmez” der, daima açık olan tövbe kapısından girip yeni bir beyaz sayfa açar. Bu dünyada da hakiki huzur ve saadeti bulur.

Sadece çağımızın değil çağların hastalığı olan depresyondan kurtulmanın yolu çağlar ötesi mesaja kulak vermektir.

#1878

Denizaltı araştırmaları ile ünlü Fransız bilim adamı Kaptan Jacques Cousteau denizlerdeki su engelleri ile ilgili yaptığı araştırmaların sonucunu şöyle anlatmaktadır: “Bazı araştırmacıların farklı deniz kütlelerini birbirinden ayıran engellerin bulunduğuna dair ileri sürdükleri görüşleri inceliyorduk. Çalışmalar sonucunda gördük ki, Akdeniz`in kendine has tuzluluğu ve yoğunluğu var. Aynı zamanda kendine has canlıları barındırıyor. Sonra Atlas Okyanusu`ndaki su kütlesini inceledik ve Akdeniz`den tamamen farklı olduğunu gördük. Hâlbuki Cebeli Tarık Boğazı`nda birleşen bu iki denizin tuzluluk, yoğunluk ve sahip olduğu hayatiyet açısından eşit veya eşite yakın olması gerekiyordu. Oysaki bu iki deniz, birbirine yakın kısımlarda bile ayrı yapılara sahiptiler. Bunun üzerine yapmış olduğumuz araştırmalarda bizi şaşkına çeviren bir durumla karşılaştık. Çünkü bu iki denizin karışmasına birleşme noktasında bulunan harika bir su perdesi engel oluyordu. Aynı türden bir su engeli 1962 yılında Alman bilim adamları tarafından Aden Körfezi ile Kızıldeniz`in birleştiği Mendep Boğazı`nda da bulunmuştu. Daha sonraki incelemelerimizde farklı yapıdaki bütün denizlerin birleşme noktalarında aynı engelin bulunduğuna tanıklık ettik. “

 

Kaptan Cousteau`yu şaşırtan bu durum, denizlerin birleşmesine rağmen suların karışmaması, Kuran`da 14 asır önceden söylenmiştir. çıplak gözle algılanamayan ve suyun algılanan özelliklerine ters gibi gözüken bu özellik, ilk olarak Arap Yarımadası`nın denizcilikle ilgisi olmayan insanlarına açıklanmıştır.

 

Birleşen denizlerin karışmaması ile ilgili bu olgu, Allah`ın Evren`deki çeşitliliği mükemmel planlamasının bir örneğidir. Evren`in neresine bakarsak bakalım insanların yüzlerinden, kelebeklerin, çiçeklerin yüz binlerce çeşidine kadar Allah`ın harika ve çok çeşitli sanatlarına tanıklık etmekteyiz.

 

Denizlerin arasındaki engel, denizlerin altındaki hayatın daha renkli olmasına katkıda bulunmaktadır.

Denizler altındaki hayatın çeşitliliğinde Kuran`ın dikkat çektiği özelliğin önemli bir yeri vardır. “Yüzey gerilimi” adı verilen fiziksel özellik sayesinde komşu denizlerin suları karışmamaktadır. Böylece komşu denizler farklı yoğunluk, farklı tuz oranı ve farklı yapılar arz etmektedir. Bu farklı ortamlar, farklı canlıların yaşaması için elverişli ortamlar oluşturmaktadır. Bu sayede denizaltı yaşamı balıklardan, bitki örtülerine ve mikro canlılara kadar daha da büyük bir çeşitliliğe sahip olmaktadır. Çok rahat karışabilen bir özellik gösteren su, Allah`ın denizlerin altında işlettiği fiziksel kanunlarla bir duvara dönüşebilmekte ve bu özelliğiyle canlıların çeşitliliğine katkıda bulunmaktadır. Güçlü dalgalar, kuvvetli akımlar suya bu özelliğini kaybettirmemekte, denizlerin altındaki engel bunlara rağmen görevlerini yerine getirmektedir. Kuran`ın dikkat çektiği denizlerdeki bu özellik, hem Peygamberimiz`in döneminde bilinmeyen bir bilgiyi açıklamakla mucize oluşturmakta, hem de Allah`ın her şeyi nasıl ince bir planla ayarladığına dikkatimizi çekmektedir.

 

#1924

Allah’ım! İçinde Senin zikrin bulunmayan kalp, ne kadar yalnızdır! İçinde Senin korkun bulunmayan kalp, ne kadar haraptır! İçinde Senin sevgin bulunmayan kalp ne kadar da mutsuzdur!

#1925

Mum, ağlayıp gözyaşı dökünce daha da aydın bir hâl alır. Ağaç dalı da, ağlayan bulutun bereketi ve güneşin hararetiyle yeşerir, tazelenir. Yani bir meyvenin yetişmesi için hararet ve su gerekir.

Tıpkı bunlar gibi, tövbelerin kabulü için de bulut ve şimşek, yani gözyaşı ve gönül yanışı ister.
Hz. Mevlana







Etiketler