ayet güzel sözler, aşk sözleri, dini güzel sözler







      Diğer Sitelerimiz

25000 Veciz Söz

#199

Kul hakkına riayet, bütün Müslümanların görevi olmakla birlikte bunun en fazla ihlâl edildiği saha, İslâmî esaslardan uzak olarak yapılan ticarettir.

#413

Sabır,  şikâyeti terk edip, Allah’ın takdirine razı olmaktır.

 

#416

Dünyada en çok cinayet maalesef haksız yapılan savaşlarda işlenir.

Dünyada en kirli insanlar ise eli kanlı katillerdir.

 

 

#592

Ölüm, bu alem-i fâniden âlem-i bâkîye gitmektir. Ölüm, ehl-i hidayet ve ehl-i Kur’ân için, öteki âleme gitmiş eski dost ve ahbaplarına kavuşmaya vesiledir. Hem hakîkî vatanlarına (cennete) girmeye vâsıtadır.

#646

Hz. Ömer (r.a.) bir kişinin evine uğradı. Biri şu ayeti okuyordu: “Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir; ona engel olacak bir şey yoktur” ( Tur 52/7–8 )

Hz. Ömer (r.a.) bu ayetleri işitince bayılarak bineğinden düştü. Kaldırıp evine götürdüler. Bu halin acısından dolayı uzun bir süre hasta kaldı. O kadar ki, insanlar ziyaretine bile gelmişti.

#820

Yemekte, içmekte ölçüye uymayan kendinin düşmanıdır.

Hz. Ali (r.a.)

#827

Hz. Âdem’in oğlu Kâbil, hasedi sebebiyle nefsine uyarak kardeşi Hâbil’i öldürmüştü. Kardeşinin îkazlarına rağmen bunu yapması, onun Allah’ı unuttuğunu ve gafleti sebebiyle O’ndan korkmadığını gösteriyordu. Netîcede bir cinâyet işleyerek hem öldürdüğü kişinin hem de kendisinin günahlarını yüklenmiş, zâlimler sınıfına katılarak cehennem ehlinden olmuştu. Nefsine tâbî olarak işlediği bu büyük günah onu tam bir hüsrâna sürüklemişti. Nihâyet acziyetini ve hatâsını anlayarak büyük bir pişmanlık ateşiyle yanmaya başladı. Zira üstlendiği vebâl çok ağırdı. Nitekim Peygamber Efendimiz, ondan sonraki bütün öldürme hâdiselerinden Kâbil’e de bir misli günah yazılacağını haber vermiştir.

#991

Başa gelince şikâyet edilmeyen tek bela, aşk’tır.

#1112

Bir gün yakınları Bayezid-i Bistami’ye; "Efendim, filan yerde büyük bir zât var. Fazîlet ve kerâmet sâhibi bir velîdir." dediler ve daha başka sözlerle o zâtı çok medh ettiler. Bunun üzerine Bayezid-i Bistami; "Madem öyledir. O halde o büyük zâtı ziyârete gitmemiz lâzım oldu." buyurdular. Talebelerinden bazıları ile birlikte onun bulunduğu yere geldiler. Bayezid-i Bistami bildirilen zâtın, mescide gitmekte olduğunu ve kıbleye karşı tükürdüğünü gördü. Görüşmekten vazgeçip derhal geri döndü. Sonra o kimse hakkında şöyle buyurdu: "Dinîn hükümlerini yerine getirmekte, sünnet-i seniyyeye uymakta ve edebe riayette zayıf birisine, nasıl olur da keramet sahibi denilir. Böyle bir kimsenin, Allah-ü Teâlâ’nın evliyâsından olması mümkün değildir." buyurdu.

#1113

 

Bayezid-i Bistami'ye; "Bu yüksek makamlara nasıl kavuştunuz?" diye sordular. Cevabında şöyle anlattı: "Bir gece herkesin uyuduğu bir sırada, Bistâm'dan çıktım. Ay her tarafı aydınlatıyordu. Giderken anîden karşımda çok heybetli bir makam gördüm. On sekiz bin âlem onun heybeti yanında bir zerre gibi kalıyordu. Aklım başımdan gitti. Beni fevkalâde bir hâl kapladı. O halde iken; "Yâ Rabbî! Bu kadar büyük, bu kadar güzel bir dergâh acaba niçin böyle boş?" dedim. Hemen; "Bu dergâhın boşluğu, kimse gelmediği için değil, belki gelenlerin lâyık olmadığı ve uygunsuzluğu sebebiyle gelenleri bizim kabul etmeyişimizdendir." diyen bir ses duydum. Bir an, herkesin bu huzura kavuşması için şefaatçi olayım diye kalbime geldi. Fakat, bu şefâat makâmının Sultân-ül-Enbiyâ Muhammed Mustafâ efendimize mahsus olduğunu hatırlayıp, benim öyle düşünmemin, bu şefâat makâmına karşı edebe riâyetsizlik olacağını anlayıp, o düşüncemden vazgeçtim. Bir ses duydum ki; "Ey Bâyezîd, Sultân-ül-Enbiyâ'ya olan muhabbetin ve edebe riâyetin sebebiyle, biz de senin edeb ve mertebeni yükseltiyoruz. Kıyamete kadar, Sultân-ül-Ârifîn, diye anılırsın buyuruyordu."

#1142

Bayezid-i Bistami ‘ye; "Bulunduğunuz şu derecelere nasıl kavuştunuz?" diye sordular. Cevabında buyurdu ki: "Her yerde Allah-ü Teâlâ’nın gördüğünü ve bildiğini düşünüp, edebe riayet etmekle." buyurdu.

#1155

Bayezid-i Bistami hazretleri buyuruyor ki:

"Dilini, Allah-ü Teâlâ’nın ismini anmaktan başka işlerle uğraşmaktan ve başka şeyler konuşmaktan koru. Nefsini hesaba çek. İlme yapış ve edebi muhafaza et. Hak ve hukuka riayet et. İbadetten ayrılma. Güzel ahlâklı, merhamet sahibi ve yumuşak ol. Allah-ü Teâlâ’yı unutturacak her şeyden uzak dur ve onlara kapılma.

#1222

Marifet, iki dünya saadetidir. Muhabbet ise göz bebeğidir. Muhabbet, marifetin meyvesidir. Marifet ise ezelî hidayettir.

#1257

Hazret-i Ömer’in hilafeti zamanında, bir şahıs hanımının çok söylenmesi ve çekilmez bir hâl alması karşısında Hazret-i Ömer'e şikâyete karar verip Halifenin evine gelir. Kapıya geldiğinde içerden sert, sinirli konuşan bir kadın sesi duyar. Bir ara kapıyı çalamaz ve mütereddit halde öyle beklemeye başlar. Biraz sonra hep kadının konuştuğunu ve halifenin sustuğunu anlayan adam, kapıyı çalmaktan vazgeçip geri dönmeye karar verir ve ayrılacağı zaman kapı açılır. Kapıyı açan Hazret-i Ömer'dir. 
“Ne var, niye geldin, bir şey söylemeden niye geri dönüyorsun?” diye sorar.
Adam; “Ya Ömer! Ben hanımımı şikâyete gelmiştim. Baktım ki Halife bile hanımına ses çıkarmıyor. Ben niye şikâyet edeyim diye düşündüm ve geri dönmeye karar verdim” dedi.
Hazret-i Ömer şu karşılığı verdi: 
“O benim evimin hanımıdır, çocuklarımın anasıdır, yemeklerimizi yapar, çamaşırlarımızı yıkar, evimizi düzenler. O bunları ihsan olarak yapıyor. Böyle birisine laf söylemek yakışmaz.”

#1457

Dünyada en büyük hüner, harab olmuş bir gönlü tamir etmektir. Yani bir dinsiz imansızın hidayetine vesile olmaktır.

#1703

Bir gün Ebu Ali Dekkak Hazretleri’ne biri gelip şeytanın vesvesesinden şikâyet eder. Üstad ona şu tavsiyede bulunur:

“Kalbinden dünya ağacının sevgisini kökünden söküp at ki üzerine kuş konmasın. Zira bu ağaçta şeytanın yuvası bulundukça, kuşları daima gelip oraya konarlar.”

#1884

Bir inkârcının hidayetine vesile olmak, hâyırların, zaferlerin en büyüğüdür.

#1906

Fudayl bin İyâd Hazretlerinin oğlu Ali, Kur-an’ı Kerim’den bir sureyi sonuna kadar okuyamaz ve dinleyemezdi. Biraz okuyunca veya dinleyince ayet-i kerimelerin tesiri ile düşüp bayılırdı. Sonuna kadar tahammül edemezdi. Bir gün Fudayl bin İyâd hazretlerine bir kârî (Kur-an’ı Kerîm okuyan) geldi. Onu oğlunun yanına gönderdi ve "Oğluma Kur-an’ı Kerim oku. Dinlemekten çok hoşlanır. Zilzâl ve El-Kâriâ sûrelerini okuma, çünkü kıyâmet sözünü dinlemeye tahammül edemez, takat getiremez." buyurdu. O kârî gitti. Unutarak, El-Kâriâ sûresini okudu. Dördüncü ayet-i kerimeye gelince, Fudayl'ın oğlu Ali; "Allah!" deyip düştü. Baktılar ki ruhunu teslim etmişti. Fudayl bin İyâd, oğlu vefat edince tebessüm etti. Hâlbuki otuz yıldır hiç gülmemişti. "Ey Fudayl! Bu gün gülünecek gün müdür?" diye sordular. Bunlara cevap olarak; "Ben şu anda, Peygamber efendimizin de tatmış olduğu evlâdın ölümü acısını tatmış bulunuyorum. Anladım ki, Allah-ü Teâlâ evladımın ölümüne razıdır. Mademki oğlumun ölümünde Allah-ü Teâlâ’nın rızası vardır. Ben de Allah-ü Teâlâ’nın rızasına râzı oldum. Onun için güldüm." buyurdu.

#1911

“Şeytanın hilesi cidden zayıftır.” (Nisâ, 76.) Ona güç veren, insan nefsinin hevâ ve hevesleridir.







Etiketler