acı güzel sözler, aşk sözleri, dini güzel sözler







      Diğer Sitelerimiz

25000 Veciz Söz

#58

Arzularını yerine getirmekle âzâlarını memnun eden kimse, kalbinde nedamet ağacı dikmiş olur.

Ebû Yahya el-Varak

#138

Herkesin dünyadan dert yanmasının en önemli sebebi insanoğlunun sadece ahirette bulunabilecek huzur ve saadeti dünyada aramasından kaynaklanmaktadır.

Bir insan kavak ağaçlarının bahçesinde yüz sene dolaşsa, bir tane dahi hindistan cevizi bulamaz. Çünkü onun mekânı başka diyardadır.       

Cenab-ı Hak, insanlara peygamberler (a.s) ve kitaplar göndererek gerçek mutluluğun ahirette ve cennette olduğunu ve oraya kavuşmanın yollarını beyan buyurmuştur.

Bu yoldan gitmeyen ve dünyanın bir sınama yeri ya da öğrenme mekânı olduğunu anlamayan kimseler, gayrimeşru lezzet ve zevklerle kendilerini avutup tatmin etmeye çalışmakta, böylece hem dünyada divane olup hem de ahirette ebedi saadeti kaybetmektedirler.

#205

Şeyh Sadi Şirazi “Bostan adlı meşhur kitabında şöyle anlatıyor:

Gaddarlığıyla ünlü bir köy ağası bir kuyuya düşmüştü. Sabahlara kadar yalvarıp yakardı, inleyip sızladı.

Derken, adamın biri gelip tepesine bir taş yükledi ve şöyle dedi:

Sen kaç kişinin feryadına yetiştin ki can kurtaracak adam arıyorsun? Sürekli alçaklık, namertlik tohumları ektin, bugün harman vakti geldi. Bak bakalım eline ne geçti. Senin elinden yaralı gönüller inlerken senin yarana kim merhem olur? Bizim için sürekli kuyu kazıyordun, sonunda kazdığın kuyuya kendin düştün.

Halk içinde kuyu kazan iki tip insan vardır. Biri güzel huyludur, hayır sahibidir, insanların içini serinletmek ister. Öbürü kötü nam salmıştır, insanların oraya yuvarlanmasını ister.

Yaramaz kişiler iyilik ummasın. Ilgın ağacın meyvesi asla üzüm olmaz.

Gözün tarlasına arpa eken, hasat zamanı buğday çekeceğini ummasın. Ne kadar da emek çeksen zakkum ağacından meyve alamazsın. Kardeşim, ne ekersen onu biçersin.”

#209

Salih zatlardan biri bir topluluğun yanına uğradı. Baktı ki bir doktor, oradakilere bazı hastalıkları ve tedavi yollarını anlatıyor. Salih zat doktora sordu:

Bedenleri tedavi ediyorsun, peki ya hasta kalpleri de tedavi edebilir misin?

Doktor:

Evet! Ama bana kalbinin hastalığını söylemelisin, dedi. Salih zat şöyle dedi:

Günahlar kalbimi kararttı. Bu yüzden kalbim katılaştı. Bunun bir ilacı var mı?

Doktor şöyle dedi:

Böyle bir kalbin ilacı gece gündüz yüce Allah’a yalvarıp yakarmak, dua ve istiğfar etmek, hiç vakit kaybetmeden Aziz ve Gaffar olan Allah’a itaat ve ibadet etmeye yönelmek, tövbe edip af dilemektir. İşte bunlar hasta kalplerin ilacıdır. Şifa, gaybı bilen Allah-ü Teâlâ’dandır.

Salih zat bu sözler üzerine şöyle dedi:

Sen ne iyi doktorsun! Kalbimin ilacını doğru tespit ettin, deyince doktor:

Doğrusu bu, tövbe edenin, samimiyetle hatalarından dönenin ilacı ancak budur. Tövbeleri kabul eden Allah’a yönelmektir, dedi.

#512

İnsan; başına bir bela geldiğinde, hadiseler olup bittiğinde, başka bir deyişle elinden hiçbir şey gelmediği, sonucu asla değiştiremeyeceği durumlarda “İlahi takdir” der, kadere teslim olur. Bu teslimiyet ümitsizliğin, karamsarlığın ve üzüntünün ilacıdır. Yoksa günah işleyen bir adam, “Kaderimde günah işlemek varmış, ne yapayım, ben hep böyle yaşamaya mecburum” diyemez. Çünkü insan geleceği önceden bilemez.

#619

“Kaza ve kader Allah’tandır. Görünen sebeplere güvenmek körlüktür. O dilemedikten sonra vesileler bir işe yaramaz.

Allah Teâlâ balda şifa yaratmıştır ama her derde deva olacak kadar değil. Balın şifası yaşayanlar içindir; ölecek hastaya bir çare olamaz, çünkü ecelin ilacı yoktur. Otlar da devadır ama ölümcül hastaya değil.

Daha yaşaması mukadder olan kimse ilaçtan bir fayda görür. Yoksa göç emrini almış olana ne ilaçtan vefa ne baldan şifa vardır.”

#722

Hasan –ı Basri (r.a) demiştir ki: “Bir müslümanın ihtiyacını gidermem benim için bin rekât nafile namaz kılmaktan iyidir.”

 

 

#1114

Bayezid-i Bistami bir defasında şöyle anlattı: Bizim ruhumuzu, semalara götürdüler. Cennet'i, Cehennem'i gösterdiler. Hiçbir şeye bakmadım. Hep Allah-ü Teâlâ’yı düşünüyordum. Nice makamlardan geçirdiler. Nihayet ezeliyyet ağacını gördüm. Sonra; "Yâ Rabbî! Sana gelebilmem için beni benliğimden kurtar." diye yalvardım. Bana bildirildi ki:"Ey Bâyezîd! Benliğinden kurtulup bana yaklaşman, Sevgili Peygamberime tâbi olmana bağlıdır. O'nun ayağının tozunu, gözüne sürme yap. O'nun bildirdiği hükümlere uymaya devam et. (Tasavvuf ehli arasında bu menkıbeye Bâyezîd'in miracı denir.)

#1226

İbadetlerin en üstünü müslümanlara din ilmi öğretmektir. İlimlerin en üstünü de namaz ilmidir. Çünkü o, müminin miracıdır. Sen farzları vaktinde, sünnetleri ile beraber kıl. Mümkünse cemaati de kaçırma.

#1329

Bir insanın imansız ve ibadetsiz huzurlu olması mümkün değildir. Nasıl ki, vücudumuz için, A,B,C,D… gibi vitaminlere ihtiyacımız vardır. Bunları temin eden bir insan, maddi vücudunu sağlığa ve huzura kavuşturur. Aynen öyle de Rabbimizin ruh ve kalp huzuru için bize sunmuş olduğu bir vitamin reçetesi vardır. Bunların başında namaz, oruç, zekât, gibi ibadetler gelir. Salih amellerimiz, ruhumuzu sağlığa ve huzura kavuşturan vitaminlerdir.

#1510

Sabır acı ise de meyvesi tatlı olur.

#1755

Bağışlamayan insan, geçmek zorunda olduğu köprüyü yıkmıştır. Çünkü bağışlanmaya herkesin ihtiyacı vardır.

Edward Herberta

#1765

Ahlâklı kadın erkeğin başında bir taçtır. Onu takdir etmeyen erkek ahmaktır.

Hz. Süleyman a.s.

#1777

İslam’da servet emanettir, bir yandan ibadet aracıdır, bir yandan da çetin bir imtihan sorusudur.

#1794

Her mü’mine her hal-û kârda üç şey lazımdır.

Tutacağı emirler, kaçınacağı yasaklar ve razı olacağı kaderidir.

Abdülkadir Geylani k.s.

#1806

Bir doktora; neşterini de iyi kullandığını duyduğumuz veya bildiğimiz doktora, burnumuza koyduğu bayıltma ilâcına kadar kendimizi teslim ediyoruz. O beni keser mi, öldürür mü diye düşünmüyoruz da ebediyetin doktoruna (peygambere) nasıl teslim olmuyoruz ki?

Necip Fazıl Kısakürek 

#1865

Birisi yaralı bir eşeğin yarasına bir bez bağlasa o bez yaraya yapışsa, sonra o bezi çekip çıkarmak isteseler eşek acıdan derhal çifte atmaya başlar. Ne mutlu o insana ki böyle bir işe kalkışmaz. Hele bu eşeğin elli tane yarası olursa ve bu elli yaraya da yapışmış elli bez bulunursa artık sen onları çekip çıkartmaya çalışan adamın halini düşün. Mal mülk bez gibi, hırs ise yara gibidir. Kimin hırsı fazla ise yarası fazladır.

Hz. Mevlana







Etiketler