tevekkül güzel sözler, aşk sözleri, dini güzel sözler







      Diğer Sitelerimiz

25000 Veciz Söz

#480

Kaderine rıza gösteren ve her zaman Allah’a tevekkül eden kul omuzlarına yüklenmiş olan hayatın ağır yükünün sıkıntısından kurtulmuş, huzura ve sakinliğe kavuşmuş olur.

#507

Sakın her bulduğunu yiyenlerden olma! Haram ve şüphelilere yaklaşma. Ümit ipine sarıl ve ucunu bırakma.

Müslüman’ın meşru sebeplere yapışması ve çalışması lazımdır, ondan sonra tevekkül gelir. Bir şeyin hâsıl olmasına sebep olan işi yapmayıp da sebepsiz olarak gelmesini istemek, kapıyı kapatıp, pencereden beklemeye benzer ki, edepsizlik olur. Onu kapamamız doğru değildir. Bizim vazifemiz kapıya gidip beklemektir. Sonrasını O bilir. Çok zaman kapıdan gönderir. Dilerse pencereden de verir.

#680

Hz. Lokman (a.s.) bir gün oğluna şöyle nasihat eder:

Yavrucuğum! Dünya derin bir denizdir. Şüphesiz bu denizde çok insan boğulmuştur. Bu sebeple, bu dünya denizinde bineceğin gemi takva, geminin yükü Allah-ü Teâlâ’ya iman, yelkeni de Allah-ü Teâlâ’ya tevekkül olsun. Bu söylediklerime dikkat edersen umulur ki kurtuluşa erersin. Zira senin için bundan başka kurtuluş yolu görmüyorum.

#890

Tevekkül, bir şeyin olması ile olmaması arasında fark gözetmemektir.

Cafer-i Huldi

 

#901

Bişr-i Hafi Hazretleri cemaatle sohbet ediyor, rızadan bahsediyordu. Sohbette bulunanlardan birisi; "Ey Bişr! Makam ve itibar sahibi olduğun için halktan hiçbir şey kabul etmiyorsun. Eğer zühd sebebiyle hakikaten dünyadan yüz çevirmişsen, halktan gizlice bir şeyler alıp fakirlere ver ve kendin de tevekkül üzere oturup rızkına razı ol." dedi. Bu söz üzerine Bişr-i Hafi buyurdu ki: "Bunun cevabını dinle. Fukara ve dervişler üç çeşittir. Birinci kısım, asla kimseden bir şey istemez, verirlerse de almaz. Bunlar hâl sahibi, ruhaniyet ehli kimselerdir. İzzet ve celâl sahibi Allah-ü Teâlâ’dan her ne isterlerse, Allah onu bu kimselere verir. Allah-ü Teâlâ şunu verecek diye yemin edecek olsalar derhâl duaları kabul edilir. Diğer bir kısmı halktan bir şey istemez ama verildiğinde kabul eder. Bunlar dervişlerin orta tabakasıdır. Allah-ü Teâlâ’ya tevekkül ederek sükûn, rahat bulurlar. Bu kısım, kudsiyet makamında ebediyet sofrasına oturmuş bir tâifedir. Üçüncü kısım ise, güçleri yettiğinde sabrederek oturur ve rızkın geleceği vakti gözler. Böyleleri zarurî ihtiyaçları mecbur bırakırsa, kalpleri Allah-ü Teâlâ’ya bağlı olduğu hâlde çıkıp halktan isterler." Bu cevabı alan kimse; "Bu söze râzı oldum. Allah’da senden râzı olsun." dedi.

#1177

Bayezid-i Bistami talebesi Ebû Mûsâ'ya şöyle nasîhatta bulundu: "Sana yaşadığın sürece tamâmen Allah-ü Teâlâ’ya yönelmeni, yüzünü hiçbir vakit O'ndan çevirmemeni tavsiye ederim. Şüphe yok ki O'na kavuşacak ve O'nun yüce huzurunda duracaksınız. Ve sen bütün işlediklerinden sorumlu tutulacaksın. Sakın gâfil olma. Gaflet uykusundan bir an önce kendini kurtar. Hiç kimseyi O'na tercih etme. Sana gelen belâlara sabret. Allah-ü Teâlâ’nın hükmüne ve kazâsına rızâ göster. Allah-ü Teâlâ’nın verdiğine kanâat et. Allah-ü Teâlâ’ya güven, vâdettiklerinin mutlaka yerine geleceğine inan. Hiç ölmeyecek ve hep diri olan Rabbine tevekkül eyle. Her işinde O'nun inayetini iste. O'nun emirlerine riâyet et. Hayatta olduğun müddetçe bu dediklerimi yapmaya çalış. Halkı bırakıp, Hakk'a yönel. İşini O'na ısmarla!.."

#1238

Şakik-i Belhi hazretleri, bir kıtlık senesinde, herkesin kara kara düşündüğü bir ortamda, zengin bir adamın kölesinin neşeden oynadığını gördü. Ona sordu: 
Herkes kıtlıktan, açlıkla karşı karşıya olmaktan inler dururken sen neye güvenerek böyle oynayabiliyorsun? 
Köle cevap verdi:
Benim efendimin 7 tane köyü var, her ihtiyacımızı efendimiz bol bol sağlıyor. 
Şakik-i Belhi Hazretleri, kıtlıktan muzdarip talebelerine buyurdu ki:
Kendimize gelelim! Bir köle efendisinin yedi köyüne güveniyor, kendini emniyet içinde hissediyor. Dünyadaki bütün köylerin, şehirlerin sahibi ve her canlının rızkına kefil olan Allah-ü Teâlâ’ya bu nasıl tevekkül ki hâlâ biz rızk endişesi içindeyiz?

#1305

Hasan-ı Basri (k.s)  şöyle demiş:

“Tevekkül ve kanaat edip haline razı olana, dünyalık şeyler istemeden gelir.”

Süfyan İbn Uyeyne şöyle demiş:

Ebu Hâzim’e soruldu:

Ne malın var?

Benim iki malım var, dedi. Biri Allah’a güvenmek, diğeri de insanlardan bir şey beklememek.

#1555

Şakik Belhi, bütün ömrünü tevekkül içinde geçirdi. Derdi ki: “Kırk deve yükü kitap okudum, Allah yolunu dört şeyde buldum:

Rızk için emin olmak

Her işte ihlâs

Şeytanla düşman olmak

Ölümü yakın bilip tedarikli olmak

#1597

Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri tevekkülü: “Kalbin, her durumda Allah Teâlâ’ya itimat etmesi, güven duyması” olarak tanımlamıştır.

İbrahim Havvas Hazretleri demiştir ki; “Tevekkül, Allah Teâlâ’dan başka hiç kimseden korkmamak, onlara umut bağlamamaktır.”

Şakîk b. İbrahim ise; “Allah Tealâ’nın vaat ettiklerine karşı kalbin tam anlamıyla inanıp mutmain olması..” diye nitelemiştir.

#1679

Dervişin biri, kolsuz bacaksız bir tilki gördü. “Bu vaziyette bu hayvan nerden yiyip içiyor? Nasıl yaşayabiliyor? diye  Cenab-ı Hakk’ın kudretine hayran kaldı. Şaşkın derviş bu haldeyken bir aslan pençesinde bir çakalla çıkageldi ve avını orada yedi. Ondan artan şeyler de tilkiyi doyurdu. Herkesin rızkını ulaştıran (Rezzak), Allah ertesi gün başka bir tesadüfle tilkinin günlük yiyeceğini yine gönderdi.

Bu hakikat karşısında adamın gözü açıldı. Hemen bir mescide gidip tevekküle koyuldu. “Aslanlar bile rızıklarını zorbalıkla yemiyorlar. Madem ki Allah kötürüm tilkinin rızkını ayağına gönderiyor, benim rızkımı da gönderir. İyisi mi ben bundan sonra karıncalar gibi bir köşeye çekileyim.” dedi. İşi gücü bıraktı, Yüce Yaratıcı’nın gayb âleminden rızık göndereceği ümidiyle beklemeye başladı. Fakat günlerce gelen giden olmadı.

Bu arada mihrap tarafından kulağına şöyle sesler geldi: “Ey tembel adam! Elsiz ayaksız tilki gibi görme kendini. Kalk da yırtıcı bir aslan kesil. Öyle çalış ki, aslan gibi senden de başkalarına bir şeyler kalsın. Neden aciz tilkiye benzeyip artıklarla doyacaksın. Aslan gibi güçlü bir insan, düşkün tilki gibi davranırsa köpekler bile ondan üstün olur. Çalış çabala ve başkalarıyla yiyip içmeye bak; birilerinin artığına göz dikmeyi bırak.

#1690

Zünnun Mısrî Hazretleri, tevekkül sahibi kimsede bulunması gereken üç özelliği sayarken bunlardan birinin de, kalpteki dünyevî alakaları azaltmak olduğunu söylemiştir. Diğer ikisi ise mahlûkata yaranma alışkanlığını terk etmek ve bedeli ne olursa olsun her zaman doğruyu söylemektir. (Hilyetu’l-Evliyâ)

Denilmiştir ki; Tevekkül sahibi kimsenin alameti, doğru söylemesi kendisine zarar verecek ve yalan söylemesi büyük fayda sağlayacak olsa bile, doğru söylemeyi tercih etmesidir.

#1718

Mülkün gerçek sahibi Allah Teâlâ’dır. Kaza ve kader O’nun kudret elindedir. Fani olan insan ise sadece bir emanetidir. Fakirlik bir kusur olmadığı gibi, zenginlik de bir fazilet değildir. Fakir kimse sabır ve tevekkülle imtihan olunur. Zengin kimse ise, Allah’ın vermekle yükümlü kıldığı malları vermek, dünyaya karşı hırslı olmamakla vazifelidir. Eğer bu vazifesini yerine getirirse, Allah’ın ebedi ihsanına mahzar olur.

#1894

Ey aziz! Bilinmelidir ki Allah dostları şöyle demişlerdir: Kulun kalbine musallat olan ve onu Allah’a ibadetten alıkoyan hastalıkları ondan uzaklaştırmak, mutlaka yapılması gereken pek mühim bir iştir. Ta ki kalp, onlar sebebiyle Mukallib’inden (kalpleri evirip çeviren Allah tealâ) uzaklaşmasın ve O’na dost olmanın manevî neşesiyle dolup mesrûr olsun.

Bahsedilen hastalıklar dört çeşittir:
Birincisi; rızık konusudur ve onu elde etmek için gösterilen aşırı endişeler ve gayretlerdir. Hâlbuki bunun tedavisi tam tevekküldür.
İkincisi; hatıra gelen şeyler ve korkulardır ve bunları elde etme etme isteğiyle hukuka aykırı girişimlerdir. Bunun tedavisi, ancak işleri Allah’a ısmarlamaktır (tefviz.)
Üçüncüsü; başa gelen şiddet ve musibetlerdir. Bunun ilacı ancak sabırla hâsıl olur.
Dördüncüsü; kaza ve kaderdir ve bunların çeşitli şekillerde tezahüründen başa gelen kederlerdir. Bunun tedavisi olanlara rızâ göstermekledir.
Rızık hususunda tevekkül edip korku ve endişe zamanlarında işi Allah’a ısmarlayan ve zorluklara sabredip kazaya razı olan kulun kalbi sâfî olup huzûr ve sükûna erer. Ârif ve kâmil olup her murâdını alır.
Bu dört hastalığın tedavisi ve ilacı şu dört asıldır ki; bunlar tevekkül, tefviz, sabır ve rızâdır.







Etiketler